Free Happy Woman Enjoying Nature. Beauty Girl Outdoor

Olumlu Düşünmenin Başarı Üzerindeki Etkisi

Olumlu düşünün olumlu düşünün diye hemen hemen her yerde karşılaşıyorsunuz. Sanki Pollyannacılık oynuyormuş gibi hissettiren yazılar oluyor genelde. Peki ya gerçekten olumlu düşünmenin başarıya etkileri var mı? Bu konuda Şimşek Ramazan’ın yazdığı ve bizlere kılavuz olabilecek bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedik.

“Düşüncelerinizin kalitesi yaşam kalitenizi etkiler.”

Olumlu düşünce, olumlu duygu ve davranışı hazırlar. Sürekli ifade edilen olumlu düşünme beyin nöronlarına daha fazla engram/iz bırakır ki bu da sizin olumlu davranışlar geliştirmenize zemin hazırlar. Sürekli ders çalışmaktan şikayet eden bir kişinin bedeni de ders çalışma davranışını(masaya oturma, araç-gereçleri hazırlama vs.) sıkıcı bulacak ve reddedecektir. Sürekli Matematik konularını anlamanın zor olduğunu düşünen, daha doğrusu beyne sürekli “zor” mesajı gönderen bir öğrencinin anlaması gerçekten zorlaşacaktır. “Sorun nerede?” diye bakarsanız beyin sorunlarla ilgili bilgiler üretir ama “Nasıl çözerim?” diye bakarsanız beyin çözüm önerileri üretmeye başlayacaktır.

Olumlu düşünce bilinçaltı dünyasını olumlu yöne kanalize eder. Bilinçaltı dünyamız doğru-yanlış ya da gerçek-gerçekdışı gibi değer yargılarında bulunmaksızın sadece bilgileri depolar ve bu bilgiler, daha sonraki aşamada davranışın oluşumu için kullanılır. Bu yüzden bilinçaltına depolanan bilgilerin niteliği davranışımızı etkiler.

Yaşamın akışı içinde çevremizde birtakım olumsuzluklar olabilir. Önemli olan kendimizi olumlu bir düşünce kalıbına yerleştirmektir. Eğer davranışlarımızı olumlu şekilde etkilemek istiyorsak, bilinçaltı dünyamızı yeni ve olumlu düşüncelerle beslemeliyiz. Tekrar edilen düşünceler bilinçaltında yer eder. Olumlu düşünceleri tekrar ettiğiniz takdirde sadece kendinizi daha iyi hissetmekle kalmayıp, çevrenizi de olumlu etkilemiş olursunuz. Rahat ve mutlu bir birey olarak sizin olumlu tutumlarınız diğer insanlara yansır ve onların da size benzeri şekilde davranmalarına yardımcı olur. Davranışlar davranışları doğurur. Siz başkalarına nasıl davranırsanız, benzer tepkiler alırsınız.

Olumlu olmak açık ve yakın olmak anlamına gelir. Olumlu olmak, bilinçli bir şekilde güzel tarafı görmeyi seçmek demektir. Bu, dünyayı hiç de gerçekçi olmayan tozpembe bir gözlükle görmek anlamına gelmez. Yine olumlu olmak, kendinizi ve başkalarını sevmek, etrafınızdaki kişilere ilgi duymaktır.
Olumlu kişi daha az kaygılı olan, buna karşılık hayattan daha çok zevk alan kişidir. O kendine mutsuzluk yerine mutluluğu seçmiştir. Başarısızlık yerine başarıyı seçmiştir.
Olumlu düşünceleri oluşturmak için gerekli olan temel kuralları şöyle sıralayabiliriz:

A)Olumsuz İfadeleri Olumlu İfadelerle Değiştirin.

Örneğin: “Sınavda heyecanlanmayacağım” demeyin, onun yerine “Sakin ve rahatım” deyin. Başka bir deyişle istemediğinizi değil, istediğinizi düşünün.
Eğer kendinizi olumsuz düşüncelerin içinde bulursanız bu düşünceleri durdurun ve onları olumlu düşüncelerle değiştirin. Aşağıdaki örnekler, klasik olumsuz düşünceleri ve onları yeniden düşünerek olumluya dönüştürme yollarını yansıtmaktadır.

Görsel: Deposit Photos

İSTEMEDİĞİNİZİ DEĞİL İSTEDİĞİNİZİ DÜŞÜNÜN

· Kendinizi güçlü hissedin.
Olumsuz: ‘Bu akşamki davete gitmemeyi tercih ederim. Yeni tanışacağım insanlara ne söyleyeceğimi bilemiyorum.”
Olumlu: “Bu akşamki davete katılmayı ve ilginç insanlarla tanışmayı merakla bekliyorum, insanları seviyorum ve iyi bir dinleyiciyim, insanlar benimle konuşurken keyif duyuyor.”

· Mağdur olmamaya çalışın.
Olumsuz: “Müdürüm maaşımın artması hususunda herhangi bir şey söylemediği için tedirginim.”
Olumlu: “Maaş artışını hak ediyorum. Müdürümün düşünebilmesi için ona yeterli süre tanıdım. Bu nedenle bugün rahat bir şekilde gidip kararını sorabilirim.”

· Kendinize özen gösterin.
Olumsuz: “Hayat hiç yüzüme gülmüyor. Bugüne kadar hiç iyi bir şey olmadı.”
Olumlu: “Bugün hayatımın geri kalan kısmının ilk günü. Bugün her şey farklı. Kendimi ödüllendirmeye karar verdim(Yürüyüş yapmak, sinemaya gitmek, kendime yemek ısmarlamak gibi.) Ben bunları hak ediyorum.”

· Benlik imajınızı güçlü tutun.
Olumsuz: “Gelecek hafta vereceğim seminerden korkuyorum. Herkes beni seyredecek. Şaşırmaktan korkuyorum.”
Olumlu: “Seminere çok iyi hazırlandım. Ne söyleyeceğimi biliyorum. Bilgimi başkalarıyla paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Başkaları benim söylediklerimle ilgileniyorlar.”

B)Şimdiki Zamanı Kullanın

Mümkünse gelecek zaman kullanmaktan kaçının. “Başkalarıyla konuşurken soğukkanlı olacağım,” yerine “Başkalarıyla konuşurken soğukkanlıyım.” İfadesini kullanın. Bilinçaltı dünyanız bilgileri harfi harfine alır. Bu yüzden gelecekte olacak bir konu hakkında konuşursanız, bilinçaltınız geleceği bekleyecektir. Ama sizin gelecekten çok, şu anda kendinizi güvenli hissetmeye ihtiyacınız vardır.

C)Yeni Olumlu Düşüncelerinizi Tekrar Tekrar Kullanın

Kullanmadığınız sürece eski olumsuz düşüncelerinizin giderek ortadan kalktığını, bunun yerine yeni, yapıcı düşüncelerin geldiğini göreceksiniz.

BUGÜNDEN BAŞLAYIN

  • Güzel bir güne başlıyorum. Kendi kendime yeten, becerikli ve yeni fikirlere açık bir insanım. Ayrıca görevlerimi başarıyla yapmaktayım.
  • Kendimi ve diğer insanları seviyorum. Başkalarıyla iyi çalışıyorum. Yapıcıyım ve yardımlaşmayı seviyorum. Başkalarıyla işbirliği içinde olmayı bir kolaylık olarak görüyorum.
  • Anlaşılması kolay bir insanım. Sorunlara sakin ve rahat bir şekilde yaklaşıyorum.
  • Bugün beni çevreleyen tüm dünya ile uyum içindeyim. Amaçlarımı net bir şekilde görmekteyim. Onlara kolaylıkla ulaşabileceğimden eminim.
  • Bugün bana güzel sürprizler sunacak harika bir gün. Şanslı bir insanım.
    Bu tür olumlu düşüncelerinizi bir kâğıda yazıp, zaman zaman onları hissederek okuyabilirsiniz. Zaman içinde bu düşünceler, bilinçaltı dünyanıza yerleşecektir. Yeni olumlu imajınıza başkalarını inandırmadan önce kendiniz inanın Bunun için,
    • Aynanın önünde durup zafer gülümsemesinde bulunun.
    • Kendinize bugünden başlayarak her şeyin daha iyiye doğru değişeceğini söyleyin.
    • Yeni bir başlangıç yaptığınızı kendi kendinize söyleyin. Şu andan itibaren kendi kendinize, olumlu düşünmeye karar verdiğinizi ve kendiniz hakkında iyi düşünmeyi seçtiğinizi söyleyin.

Olumsuz Düşüncenin Etkileri:
Böylesine sistemli bir çaba gerektiren olumlu düşünceye karşın, kapılması oldukça kolay olan olumsuz düşünce, birey üzerinde son derece kötü etkiler yapar.
Olumsuz düşünce bireyi bloke eder. Konu ne olursa olsun, üzerinde düşünerek yeniden düzenleme fırsatını engeller. Böylelikle konu bireyden yana olmaktan çok, bireye karsı gelişir.

ÖRNEK:
Durum: “Sınavdan başarısız bir sonuç aldım.”
Negatif Yorum: “Ben kötü bir öğrenciyim. Hep kaybediyorum.”
Negatif Sonuç: Bunalım, ümitsizlik. Kendini cezalandırma, eleştirme ve daha az ders çalışma.
Pozitif Yorum: “Nasıl daha yüksek not alacağımı biliyorum. Belki derslerime düzenli devam edersem bir daha ki sınavda başarılı olurum. Kendimi daha iyi hissediyorum. Çünkü yapabileceğimin en iyisini yaptım.”
Pozitif Sonuç: “Yeniden denemek istiyorum, çok çaba gösterip, gereken konuları öğreneceğim.”

Gözlemler, sağlık sorunları olan çocukların, anne ve babaları ümitli ve olumlu bir tutum geliştirdikleri takdirde, bu iyimserliğin çocuklara da yansıdığını ortaya koymakta, bu çocukların kaygı içindeyken bile güçlü ve umutlu konuşabildiklerini göstermektedir. Buna karşılık, olumsuz düşünen çocukların negatif tutum sergileyen ebeveyne sahip olduktan gözlenmektedir. Çaresiz ebeveyn, çocukta çaresizlik duygularının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Sonuç olarak; anne-babanın olumlu düşünmesi çocuğu da doğrudan etkileyeceğinden, çocukları zihinlerini olumlu olanaklarla açmak onların mutlu ve başarılı olmalarını sağlayan önemli bir etken olacaktır.

Kaynak: Şimşek Ramazan, Dikkat Dağınıklığı Önleme ve Beyni Etkili Kullanma Kılavuzu, İmleç Kitap (Hermes Yayınları), 2. Baskı, 2010, İstanbul.

Zehirli Düşünceleri Dönüştürmenin 8 Yolu

Negatif düşüncelerden, olumsuz insanlardan uzak durmak kendinizi pozitif bir enerji kaynağı yapmak için Sandra Ingerman‘ın bu önerilerine kulak vermekte fayda var. Sandra’ya göre psikolojik darbeler de en az gerçek yumruklar kadar acı verici. Bundan kurtulmanın yolu ise aslında çok zor değil.

Bir gece çok etkileyici bir rüya gördüm. Bir su sebilinin etrafında birlikte çalıştığım insanlarla beraber ayaktaydık. Sıcak bir şekilde sohbet ediyorduk ama bazı arkadaşlarımın diğerlerine görünmez/psişik “yumruklar” attıklarını farkettim. Yumruk atılana “İyi misin?” ve atana da “Az önce yaptığın şeyi gördün mü?” diyordum. İnsanların kendi davranışlarıyla ilgili bilinçsizliği beni afallatmıştı.

Rüyam, görünmeyen etkileşimlerimizin gücünü gösteriyordu. İnsanların davranışlarını gözlemlediğimizde düşmanlık görmeyebiliriz. Bizi dinleyen birinin yüzünde bir tebessüm görebiliriz. Ama görünmeyen düzeyde ne oluyor?

Adına ruh dediğimiz – benim “derimizin altında kim olduğumuz” olarak adlandırdığım – görünmeyen bir boyutumuz var. Kendimizin bu parçasını göremiyoruz ama bedenimiz ve zihnimizle birlikte tüm varlığımızı oluşturuyor. Fiziksel dünyada diğerleriyle etkileşime girdiğimizde görünmeyen bir enerji alışverişi de meydana gelmekte.

Diğerlerinin davranışlarını anlatmak için kullandığımız bazı deyişler şöyle:

Dayak yemiş gibi hissettim.

Düştüğünde tekme yedi.

Beni sırtımdan hançerledi.

Gözlerinden alevler fışkırıyordu.

Sözleri kurşun gibiydi.

Şiddet enerjisi görünmeyen, psişik düzeyde hareket eder ama hem fiziksel hem de duygusal sağlığımızı etkiler. Enerji hissedilebilir bir şeydir. Öfke veya korkuyla dolu bir çevrede yaşar veya çalışırken kendimizi hiçbir düzeyde iyi hissedemeyiz.

Tüm yerli kültürleri enerjiyi, mesela öfkeyi göndermek ile ifade etmek arasındaki farkı anlar. Biri öfkesini ifade ettiğinde, öfke hissinin varlığını kabul ediyordur ama bu öfke karşıdakine zarar verebilecek güce veya harekete sahip değildir. Yalnızca görünür düzeyde olanların varlığını kabul ettiğimiz kendi kültürümüzde ise, bu diğer farkındalık düzeyinin varlığını inkar ediyor ve verdiğimiz zararın farkında olmadan, düşüncelerimizi bilinçsizce “zehirli oklar” halinde gönderiyoruz.

“Düşünceleri göndermek” deyimini kullanıyoruz ama nasıl düşünceler gönderiyoruz? Diğerlerine gönderdiğimiz düşünceler sevgi, şefkat, bağışlama ve sevecenlikle mi dolu? Yoksa nefret, öfke ve korkuyla mı?

Duygulara sahip olmanın ve duyguları ifade etmenin insan olmanın bir parçası olduğunu anlamak önemli.Yapılan araştırmalardan biliyoruz ki ifade edilmeyen duygular hastalıklara neden olabilir. İnsanlar olarak, sevgi ve sevinçten korku veya öfkeye kadar çeşitli duygulara sahip olmak ve bunları ifade etmek hakkımız. Duygularımızı ifade etmek kendimizi canlı hissettirir.

Aynı zamanda, ne tip durumlar ve etkileşimlerin bizi tetiklediğine bakmamız da önemli. Tepkiyi durdurmalı ve duygularımız ve düşüncelerimizi ifade ederken aynı zamanda onları gezegen için şifalandırıcı olan pozitif enerjiye dönüştürmeyi öğrenmeliyiz.

Spiritüel öğretiler hep dış dünyanın kendi içsel bilinç durumumuzun bir yansımasını olduğunu öğretegelmiştir. Çevre kirliliğine ve dünyanın bugünkü durumuna baktığımızda kendi iç dünyamızın durumunu görüyoruz. Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsak kendimizi değiştirmeye odaklanmamız gerekiyor. Gönderdiğimiz düşünceler konusunda daha bilinçli olmak da buna dahil.

Enerjiyi dönüştürmek için aşağıdaki bazı basit yöntemlerle çalışabilirsiniz:

NEFES ALIN: Nefes almak enerjiyi dönüştürmenin en basit yollarından bir tanesidir. Tepki halindeyken nefesiniz sığlaşır. Derin nefes alarak tepkisel durumunuzu doğal olarak dönüştürebilirsiniz.

NİYET EDİN: Öfkeli/üzgün hissettiğinizde kendinize şunları söyleyin: “Şu anda ne hissettiğimi ifade etmem gerekiyor ve duygularımın enerjisinin sevgi ve ışığa dönüşmesini ve böylelikle dünyayı sevgiyle beslemeyi istiyorum”.

DEĞERLİ BİR GÖRÜNTÜYÜ DÜŞÜNÜN: Duygularınızın enerjisi yaşayan tüm varlıklara ulaşır. Sizde güçlü duygular uyandıran biriyle karşı karşıya kalırsanız sevdiğiniz birşeyi düşünün ve onun görüntüsünü size meydan okuyan kişinin yüzüne yansıtın. Örneğin, bir kedi yavrusu, bir yavru köpek veya en sevdiğiniz çiçek. Sevdiğiniz şeye hangi düşünceleri göndermek istersiniz?

SÖZCÜKLERİN GÜCÜNÜ KULLANIN: Spiritüel gelenekler sözcüklerin titreşim olduğunu ve kullandığımız sözcüklerin yaşamımızı etkilediğini öğretirler. Çocukken çoğumuz “abrakadabra” demişizdir. Bu aslında Aramice “Abrak ad habra”dır ve anlamı da “Konuşurken yaratacağım”. Gün boyunca sevginin enerjisini hatırlatacak sözcükleri kullanın.

ŞÜKREDİN: Neler için şükran duyduğunuzu düşünün. Şükretmek her zaman içinde bulunduğunuz bilinç durumunu dönüştürür.

GÜÇ YANSITIN: Acı çekiyor olarak algıladığınız diğerlerine acımayın, bu onları yalnızca daha beter hale getirir. İnsanları ilahi ışıkları ve mükemmellikleri içinde gördüğünüzde onlara sorunlarıyla başetmek için gereken gücü vererek yardımcı olursunuz.

DOĞAYLA BAĞLANTI KURUN: Su ıstırabınızı yıkar götürür. Yıkanırken negatif enerjinin sizden akarak ışığa dönüştüğünü imgeleyin. Rüzgarda dururken, onun bırakmanız gerekenleri taşıdığını ve ışığa dönüştürdüğünü hayal edin. Bir mum yakın ve ateşin yoğun duygularınızı dönüştürdüğünü hayal edin. Veya sorunlarınızı enerjilerinin sevgiye dönüşmesi niyetiyle toprağa gömün.

KENDİNİZİ IŞIKLA SARMALAYIN: Eğer birinin size enerjetik olarak saldırganca davrandığını hissederseniz, kendinizi çevreleyen koruyucu bir ışık hayal edin. Kimileri beyaz ışıkla çevrelendiğini düşünür. Ben kendimi şeffaf mavi bir yumurtanın içinde hayal ediyorum. Kendinizde işe yarayan bir rengi seçin.

Kaynak: Sandra Ingerman

Bakışımızı Değiştirerek Nasıl Akışı Değiştiririz?

  • Biri sahneye çıkar, tutkuyla sunumunu yapar ve çok güzel bir performans sergiler, izleyiciler hayran bir şekilde onu dinler ve içtenlikle alkışlar. Başka biri sahneye çıkar, bir an evvel işim bitse de, gitsem diye aklından geçer. İzleyiciler de söyledikleri bitse de bir sonraki gelse diye düşünmeye başlar.

    Diyelim bir çocuğunuz var, onu izliyorsunuz ve içinizden, şimdi, önündeki su birikintisine basıp üstünü başını kirletecek diye geçiriyorsunuz ve tam da aklınızdan geçtiği gibi oluyor. Gözlemci gözlemlediğini etkiler.

    Gözlemcinin etkisi atom altı deneylerde araştırılıyor. Fotonlar (atomaltı parçacıkları) tek tek tespit edilmeye çalışılıyor; foton nasıl oluyor da bazen dalga bazen parçacık şeklinde hareket ediyor, onu gözlemlemeye başlıyorlar. Atomaltı düzeyde gerçekleşenin, onu gözlemleyenin niyeti doğrultusunda oluştuğu görülüyor. Eğer gözlem altındaysa, foton parçacık gibi davranıyor; eğer onu gözlemleyen bir şey yoksa bir dalga gibi davranıyor. Bu durumun, maddenin temel yapı taşını oluşturan diğer elektronlar, atom çekirdeğinin proton ve nötron gibi diğer alt parçacıkları için de geçerli olduğu deneylerle kanıtlanıyor.

    İnsan da atomdan meydana geldiği için duygu ve düşünceleri ile olasılıkları etkiler. Şu an yaşadıklarımız da bilincimiz ve bilinçaltımızın açığa çıkışıdır.

    Hayat da bizim bakışımıza göre şekillenmektedir.
  • Bir film izliyorsunuz. O kadar etkilendiniz ki, filmdeki kahraman ağlıyor ve sizin de gözleriniz doluyor. Sanki o duyguyu siz yaşıyorsunuz. Bu esnada ayna nöronlar devreye giriyor. Beynimizin arka üst kısmında bulunan bu nöronlar bir bakıma ayna gibi karşıdaki hareketi kopyalar. Karşısındaki tarafından yapılan hareketi gören kişinin her defasında o hareketle ateşlenen nöronları premotor korteksinde aktive olmaktadır. Beş duyu organımızla algıladığımız duyumlar, elektriksel sinyallere dönüşerek beyne yani nöronlara aktarılır.

    Ayna nöronlar devreye girdiği için esneyen birini görünce esneme, gülen birini görünce gülme olasılığınız yüksektir. Mutlu yüzlere bakan insanların, gülerken harekete geçen kaslarının, kızgın yüzlere bakanların ise kaşları çatan kaslarının resme baktıktan 700 milisaniye içinde hareketlendiği tespit edilmiş.

    Karşınızdakine kızgınlıkla bağırıyorsunuz, o da kaçıyor yada asi davranışlara giriyor. Bir diğer seçenek, olayı sakince analiz edip, çözüm yolunu araştırıyorsunuz.

    Karşınızdakini bakışınızla, duruşunuzla etkileme gücüne sahipsiniz. Bakışınızı değiştirip, akışı da bu şekilde değiştirebilirsiniz.
  • Sürekli kaybetme ve aldatılma korkuları yaşayan kişilerin korktuklarının başına geldiğini fark etmişsinizdir. Diğer tarafta bolluk bereket içerisinde yaşayan, kazandıkça kazanan insanları görürsünüz. Hangi enerjide kalırsanız ona uygun durumlarla karşılaşırsınız.

    Her şeyin kendine özel bir titreşime sahip olduğu bilimsel olarak da kanıtlandı. Hangi titreşim frekansındaysak ona göre kişileri ve olayları hayatımıza çekiyoruz.

    Neyi hayatımıza çekmek istiyorsak uyduların frekans ayarı gibi görmek istediğimize uygun bir duruma geçmemiz gerekiyor.

    Duygu, düşünce ve inançlarınızı değiştirdiğinizde frekansınız değişeceğinden farklı olay ve kişilerle rezonansa girmeye başlarsınız. Düşündüğünüz, hissettiğiniz, inandığınız her şey bir rezonans alanı oluşturur.
  • İki kişi var, ikisi de iflas ediyor. Biri sürekli kendisine acıma duygusunda ve kurban psikolojinde (şartlar böyleydi, şöyleydi diye etrafına dert yanıyor.) Diğeri, hata gibi görünse de dersimi aldım diyerek yoluna devam ediyor ve bu sefer öğrendikleriyle yeniden deneyebiliyor. Biri yenilgi derken, diğeri öğrendim diyor.

    İkisini birbirinden ayıran bakış açıları.

    Bizim nasıl hissettiğimizi ve ne yaptığımızı belirleyen, başımıza gelen olaylardan ziyade, hayatı nasıl değerlendirdiğimiz ve yorumladığımızdır. Bir olaya verdiğimiz anlam, kararlarımızı ve eylemlerimizi etkilerken, düşüncelerimiz ve yaptığımız seçimler kaderimizi oluşturacaktır.
  • Birisine kızdığınız bir anı düşünün. Kızgınlık duygusunun, konuşmanızı, hareketlerinizi, hislerinizi ve o anki yaşadıklarınızı nasıl etkilediğini fark edin. Bunu gerçekten anladığınızda sizi etkileyenin karşınızdaki değil sizin düşünce ve hisleriniz olduğunun ayırdına varırsınız. Kendinizden başka kimseyi değiştiremeyeceğinizi anladığınızda iç huzurunuzu ele alırsanız.

    Hayata bakışınızı sorularımız ve odağımız belirler.

    Bir sorunla karşılaştığımızda neden bu oldu diye mi soruyorsunuz yoksa bunun etkisini nasıl daha iyi bir hale getirebilirim diye mi soruyorsunuz? Sorduğunuz sorular odağınızı ve hislerinizi etkiler. İyi hissettiğinizde enerjiniz ve hayata bakışınız değişir. Hayattaki diğer olasılıkları görmeye başlarsınız.
  • Zaman zaman başkalarını yargılayıp, kızdığınız olmuştur. Ne ayıp, şuna bak, neler yapıyor demişsinizdir. Bilemezsiniz, hayatında ne gibi zorluklarla karşılaşmıştır ve bu yollara girmiştir. Evlilik dışı bir ilişkiyi kınayan birinin, hiç beklemediği bir anda öyle bir ilişki içinde kendini bulduğu çok görülen bir vakadır.

    Karşımızdaki kişinin içinde bulunduğu durum, tamamen ona özeldir; yaşadıkları onun kendinden kendine imtihanıdır. Biz onu kınayıp, yargıladığımızda, mıknatıs gibi onun enerjisini kendimize çekmeye başlarız ve benzer durumlara maruz kalırız.
  • İki çalışan var. Bu çalışanlardan birine, patron oldukça saygılı davranıyor, diğerine bağırıp çağırıyor. Neden diye bakıp kişileri analiz ettiğimizde biri son derece kendisine güvenen, işini iyi yapan ve çevresine bu enerjiyi yayan biri. Diğeri tedirgin, acaba yapabilir miyim, olur mu kaygısında çalışıyor.

    Biz bir şey düşündüğümüzde beyinde bazı hücre gurupları elektriklenir ve bu enerjiyi yaymaya başlarız. Çevremize söylediklerimizle, kullandığımız beden dilimizle bunu hissettiririz. Her düşüncemizle ve tekrarla bilinçaltımıza da bunu yükleriz. Bilinçaltı bunu gerçek olarak algıladığı için siz de öyle olmaya başlarsınız.
  • Bilinçaltı düzeyde yaptığım çalışmalarda kişinin kendisini dışarıdan gözlemlemesini sağlarım. Bu şekilde kişi kendi duygu, düşünce ve inançlarının olaylara etkisini fark eder. Bundan sonrası için kendisine sevebileceği yeni düşünce ve inançlar yükleriz.

    İlişki sorunları yaşayan bir kişiyle yaptığımız çalışmada; kişi ilgiyi, sevgiyi hep dışarıdan beklemiş olduğunu ve kendisini yeterince sevmemiş olduğunu fark etti. Bundan sonrası için, kendisini sevmeye yönelik yaptığı çalışmalarla dışarıya verdiği enerjiyi de değiştirmeyi başardı.

    Geçmişte yaşadıklarımızı dışarıdan tarafsız bir gözlemci olarak izleme imkanımız olduğunda olaya ve kendimize daha farklı bir açıdan bakabiliriz.

    Bir olay bizim başımıza geldiyse bunun nedenini sorgularken önce kendimize bakıp, tarafsız bir şekilde değerlendirmemiz gerekir. Kendimizi değiştirmek istiyorsak öncelikle farkında olmamız önemli. Bir kişi kendisini taraf tutmadan gözlemlerse neyi neden yaptığının ve yaşadıklarının farkında olur ve dünyasını değiştirebilir

Kaynak: Gonca Kubatla Hayata Farklı Bak…

Hiçbir Karşılaşma Tesadüf Değildir

Hiçbir karşılaşma tesadüf değildir. Hiçbir hissediş, düşünüş, bakış, algılayış, seziş de öyle. Hatta bunların tersi de tesadüf değil. Alışveriş yaptığımız market, yemek yediğimiz lokanta, su içtiğimiz çeşme, yürüdüğümüz kaldırım ve orada yanlarından birer yabancı olarak geçip gittiğimiz insanlar. Tesadüf gibi görünen karşılaşmalar, yolu sorduğumuz herhangi biri, hafifçe çarptığımız insan.

Bize gülümseyen küçük bir çocuk önümüzden aniden uçuveren kuş…Gün boyu yaşadığımız en basit olay bile herhangi bir zihinsel, fiziksel, ruhsal yada duygusal bir olayın tetikleyicisi olur. Küçük ya da büyük…

Bazen hiç hesapta olmayan durumların içine çekiliveririz. Hayal bile etmediğimiz olayları yaşarken buluruz kendimizi. Bir martı çığlığı,bir satıcı bağırışı, alır götürür bizi yıllarca ya da yollarca uzaklara… Hem öğretmen hem de öğrenciyizdir her ilişkinin içinde. Doğduğumuz aile, gittiğimiz okullar, sıra arkadaşımız, sevgilimiz , eşimiz, çocuğumuz vs.

Her ilişki, farklı bir yönümüzün aynasıdır. Ve bizler de onlar için birer aynayız.

Farkındalığımız yükseldikçe, durumları ve ilişkileri yaşarken, kendimizi ve yaşanılanları gözlemlemeye başlarız. Ve eğer yaşadıklarımıza yüksek idrakle bakabilmeyi başarırsak, o ilişki ya da durumu ne için yaşadığımızı kavrarız. Düğmelerimize en fazla basan insanlar, en iyi öğretmenlerimizdir. O ilişkide kurban olmadığımızı anlar, ilişkinin bize neyi öğretmeye çalıştığını kavrarsak, dersimizi alır ve yolumuza devam ederiz. Eğer bunu yapamazsak, o ilişkide ya da durum içinde tutsak olur, ya daha ağır durumlar yaşar ya da daha travmatik durumları (o dersi alıncaya, eksik yönümüzü tamamlayıncaya, kendimizi düzeltinceye kadar) tekrar takrar yaşamaya devam ederiz.

Bazen bazı insanların hayatına yalnızca katalizör olarak gireriz. Onların hayatlarında değiştirmesi gereken durumun düğmesine basar ve sessizce çekiliriz. Ve yüksek farkındalık içinde kalırsak, yaşanılan durumdan etkilenmeden, arkamıza bakmadan yolumuza devam ederiz.

Özet olarak, en büyük düşmanımız en iyi dostumuzdur aslında. Çünkü bizde en büyük değişime neden olur genellikle. Ve her karşılaşma kutsaldır. Karşımızdaki insanın tanrısallığını kabul edip o şekilde yaklaşırsak, nefreti, öfkeyi, suçluluk duygusunu, o insana karşı sorumlu olduğumuz ve o ilişkiye mahkum olduğumuz duygusunu ve kini söküp atarız varlığımızdan.

Yaşadığımız her durum, tanıştığımız her insan öğretmenimizdir. Ne kadar kısa sürede öğrenirsek öğrenmemiz gerekenleri, karmamızı çözüp, iç huzuruna,mutluluğa,ideal ilişkimize ve ruhsal bütünlüğe ulaşırız…

Kaynak/Yazar: Aylin Kotil

İngiltere’nin Güneyinden İçinizi Isıtacak Bir Kasaba, Bournemouth…

Bournemouth, İngiltere’nin soğuk ve kasvetli havasıyla ilgili ön yargılarınızı baştan aşağı yıkabilecek, gerek doğası gerek insanlarıyla eğlence ve huzurun buluştuğu bir yer. Özellikle İngiltere’ye dil eğitimine giden öğrencilerin tercih ettiği bu sevimli kasaba (nam-ı diğer b’mouth), sizi kendinizi evinizdeymişçesine rahat ettirecek ve hatta evinizden daha huzurlu bir ortam sağlayacak.

Londra’nın 2 saat güneyinde yer alan Bournemouth’da birçok yer elinizin altında olacak; gece hayatıyla meşhur olan ikiz kardeşi Brighton, Harry Potter’da sıkça gördüğünüz Bristol, Titanic’in yola çıktığı Soundhampton gibi şehirlere çok kısa sürede ulaşabileceksiniz.

Bournemouth’un 11 millik güzelim plajından bahsedecek olursak… Atlantik okyanusunda yüzmek gibi bir deneyim yaşamak istiyorsanız birazcık cesur olmanız gerekiyor. Ayaklarınızı suya soktuğunuz anda soğuktan nefesiniz kesilebilir. Keza suda 15 dk’dan fazla durmamanız öneriliyor. Yüzmenin dışında bol aktiviteli bir plaja sahip olan Bournemouth’un havası, sıcak yaz günlerinde bunalmadan güneşlenebilme imkanı sunuyor. Güneşin altındayken de Türkiye’deki gibi haşlanmıyorsunuz, sadece pembeleşinceye kadar kızarıyorsunuz 🙂

balon

Bournemouth’da gezdiniz yoruldunuz… Halka açık bir alanda oturmak istiyorum, insanlarla tanışmak istiyorum diyorsanız o zaman içinde binbirçeşit insan barındıran Bournemouth’un o güzelim parkında oturabilirsiniz. Kimsenin sizi rahatsız etmeyeceği, çimenlerinde özgürce uzanabileceğiniz bu parkın üç özelliği var; birincisi, bir ucunun neredeyse Poole’dan başlayıp, Pier’e kadar uzanması, ikincisi ortasından ufacık bir derenin akması, üçüncüsü ise merkezinde bulunan balonu… Balona binerek etrafı izleme şansını elde edebilir, değişik bir deneyim yaşayabilmeniz.

fish-and-chips1

İngiltere demişken, oraya kadar gidip de “fish and chips” yemeden gelmek olmaz tabiî ki. Londra’da bulunan tarihi St James Tavern’de fish & chips yemenin her ne kadar ayrı bir havası olsa da, Bournemouth’a bağlı Westbourne’da bulunan “Chez Fred”in fish & chipsini denemeden geçmeyin.

Oraya kadar gitmişken bir hayli küçük ama etkisi büyük olan Westborune’da da bir tur atın. 2. el eşya satan dükkanlardan hiç kullanılmamış marka kıyafetleri 5 pound gibi cüzi bir fiyata bulabilir, artık üretilmeyen orijinal İngiliz porselen çay takımlarına sahip olabilirsiniz.

caferouge

Westborune’daki küçük İngiliz Pub’ları ve içerisinde ev yapımı pastaları barındıran butik pastanelerinin de cazibesine kapılacaksınız. Uğramanız gereken bir diğer yer ise “Circo Lounge”. Sakin havasında gölgelenebileceğiniz güzel bir cafe & bar.

Bournemouth’ta yapılacak diğer şey de tabiî ki 5 çayınızı yudumlamak olacak… Eşsiz İngiliz porselenlerinde sunumu yapılan çayların yanına bir de mis gibi kaymak ve çilek reçeliyle birlikte sunulan “Scones” yeme şerefine nail olup, mutluluktan havalara uçabilirsiniz.

scones

Türk yemeklerinden vazgeçemiyorum diyorsanız eğer, Bournemouth’un merkezi alabildiğine Türk yemekleriyle dolu! Kebap, ev yemeği , ayak üstü atıştırmalıklar vb aradığınız her şeyi bulabilirsiniz.

Özellikle yazın cıvıl cıvıl olan Bournemouth, gece hayatıyla sizi bir mekandan diğerine sürükleyecek ve kendinize hakim olamayacaksınız. Cuma akşamlarının vazgeçilmezi olan Brasshouse’da sadece o güne özel olarak biraları ve bazı alkol çeşitlerini 1 pounda tükettikten sonra gecenin ilerleyen saatlerinde başka mekanlara gidebileceksiniz.

Sahilde Pier’de yer alan, Atlantik okyanusunu olabildiğine izleyebileceğiniz ve cumartesi gecesi partileriyle meşhur “Aruba” gidebileceğiniz diğer mekanlardan biri. 3 katlı, her bir katında ayrı müzik tarzıyla sizi eğlendiren “Cameo” İngilizlerin ve orada yaşayan öğrencilerin eğlence için uğrak mekanlarından… Ben sadece İngilizlerle eğlenmek istiyorum diyorsanız o zaman “Revolution”ı tercih etmeniz gerekiyor. Güzel müzikler eşliğinde arkadaşlarınızla rahat koltuklarda hoş sohbet peşindeyseniz “Sixty Million Postcards” sizin için biçilmiş kaftan. Bazı akşamlar alternatif rock ve elektronik müzikler yapan gruplarla sizi keyiflendirirken, bazı akşamlarda da “rockn roll” gibi konseptlerle sizi eğlendirebiliyor.

ingilb

Bournemouth’da yolculuk yapma imkanlarına gelirsek; yakın bölgelere, bir otobüs ağı olan National Expres’ten kart alıp indirimli biletlerle yolculuk edebilirsiniz. Diğer bir seçenek ise Bournemouth’un küçük garından faydalanarak tren yolculuğu yapmak. Tren yolculuğu her ne kadar otobüsten daha pahalıya gelse de daha keyifli olduğunu düşünüyorum. Bournemouth’un içerisinde ulaşımı, şehir içi otobüslerle ya da bisikletle sağlayabilirsiniz. Zaten çok küçük olan kasabada bisiklete binmek gayet zevkli oluyor, hele ki parkın içerisinden geçen orman yolunu kullanırsanız…

Bournemouth’un havası, İngiltere’nin diğer yerlerine göre daha yumuşak olsa da şemsiyenizi yanınızdan ayırmamanızı öneririm. Bir yanda güneş varken diğer yandan hunharca yağmura denk gelebilirsiniz. İyi tatiller…