Category: Motivasyon

Eric Thomas’ın Denemekten Yorulanlara Aradığı İlhamı Verecek Konuşması

Hayat her zaman istediklerimizi sunma konusunda bonkör değil. Bazı anlar bizi tahmin ettiğimizden çok daha fazla yorabiliyor. O anlarda bazen bir motivasyona ihtiyacımız olabiliyor. Eric Thomas’ın bu konuşması da tam o aradığımız türden, ilham verici bir konuşma.

Free Happy Woman Enjoying Nature. Beauty Girl Outdoor

Olumlu Düşünmenin Başarı Üzerindeki Etkisi

Olumlu düşünün olumlu düşünün diye hemen hemen her yerde karşılaşıyorsunuz. Sanki Pollyannacılık oynuyormuş gibi hissettiren yazılar oluyor genelde. Peki ya gerçekten olumlu düşünmenin başarıya etkileri var mı? Bu konuda Şimşek Ramazan’ın yazdığı ve bizlere kılavuz olabilecek bu yazıyı sizlerle paylaşmak istedik.

“Düşüncelerinizin kalitesi yaşam kalitenizi etkiler.”

Olumlu düşünce, olumlu duygu ve davranışı hazırlar. Sürekli ifade edilen olumlu düşünme beyin nöronlarına daha fazla engram/iz bırakır ki bu da sizin olumlu davranışlar geliştirmenize zemin hazırlar. Sürekli ders çalışmaktan şikayet eden bir kişinin bedeni de ders çalışma davranışını(masaya oturma, araç-gereçleri hazırlama vs.) sıkıcı bulacak ve reddedecektir. Sürekli Matematik konularını anlamanın zor olduğunu düşünen, daha doğrusu beyne sürekli “zor” mesajı gönderen bir öğrencinin anlaması gerçekten zorlaşacaktır. “Sorun nerede?” diye bakarsanız beyin sorunlarla ilgili bilgiler üretir ama “Nasıl çözerim?” diye bakarsanız beyin çözüm önerileri üretmeye başlayacaktır.

Olumlu düşünce bilinçaltı dünyasını olumlu yöne kanalize eder. Bilinçaltı dünyamız doğru-yanlış ya da gerçek-gerçekdışı gibi değer yargılarında bulunmaksızın sadece bilgileri depolar ve bu bilgiler, daha sonraki aşamada davranışın oluşumu için kullanılır. Bu yüzden bilinçaltına depolanan bilgilerin niteliği davranışımızı etkiler.

Yaşamın akışı içinde çevremizde birtakım olumsuzluklar olabilir. Önemli olan kendimizi olumlu bir düşünce kalıbına yerleştirmektir. Eğer davranışlarımızı olumlu şekilde etkilemek istiyorsak, bilinçaltı dünyamızı yeni ve olumlu düşüncelerle beslemeliyiz. Tekrar edilen düşünceler bilinçaltında yer eder. Olumlu düşünceleri tekrar ettiğiniz takdirde sadece kendinizi daha iyi hissetmekle kalmayıp, çevrenizi de olumlu etkilemiş olursunuz. Rahat ve mutlu bir birey olarak sizin olumlu tutumlarınız diğer insanlara yansır ve onların da size benzeri şekilde davranmalarına yardımcı olur. Davranışlar davranışları doğurur. Siz başkalarına nasıl davranırsanız, benzer tepkiler alırsınız.

Olumlu olmak açık ve yakın olmak anlamına gelir. Olumlu olmak, bilinçli bir şekilde güzel tarafı görmeyi seçmek demektir. Bu, dünyayı hiç de gerçekçi olmayan tozpembe bir gözlükle görmek anlamına gelmez. Yine olumlu olmak, kendinizi ve başkalarını sevmek, etrafınızdaki kişilere ilgi duymaktır.
Olumlu kişi daha az kaygılı olan, buna karşılık hayattan daha çok zevk alan kişidir. O kendine mutsuzluk yerine mutluluğu seçmiştir. Başarısızlık yerine başarıyı seçmiştir.
Olumlu düşünceleri oluşturmak için gerekli olan temel kuralları şöyle sıralayabiliriz:

A)Olumsuz İfadeleri Olumlu İfadelerle Değiştirin.

Örneğin: “Sınavda heyecanlanmayacağım” demeyin, onun yerine “Sakin ve rahatım” deyin. Başka bir deyişle istemediğinizi değil, istediğinizi düşünün.
Eğer kendinizi olumsuz düşüncelerin içinde bulursanız bu düşünceleri durdurun ve onları olumlu düşüncelerle değiştirin. Aşağıdaki örnekler, klasik olumsuz düşünceleri ve onları yeniden düşünerek olumluya dönüştürme yollarını yansıtmaktadır.

Görsel: Deposit Photos

İSTEMEDİĞİNİZİ DEĞİL İSTEDİĞİNİZİ DÜŞÜNÜN

· Kendinizi güçlü hissedin.
Olumsuz: ‘Bu akşamki davete gitmemeyi tercih ederim. Yeni tanışacağım insanlara ne söyleyeceğimi bilemiyorum.”
Olumlu: “Bu akşamki davete katılmayı ve ilginç insanlarla tanışmayı merakla bekliyorum, insanları seviyorum ve iyi bir dinleyiciyim, insanlar benimle konuşurken keyif duyuyor.”

· Mağdur olmamaya çalışın.
Olumsuz: “Müdürüm maaşımın artması hususunda herhangi bir şey söylemediği için tedirginim.”
Olumlu: “Maaş artışını hak ediyorum. Müdürümün düşünebilmesi için ona yeterli süre tanıdım. Bu nedenle bugün rahat bir şekilde gidip kararını sorabilirim.”

· Kendinize özen gösterin.
Olumsuz: “Hayat hiç yüzüme gülmüyor. Bugüne kadar hiç iyi bir şey olmadı.”
Olumlu: “Bugün hayatımın geri kalan kısmının ilk günü. Bugün her şey farklı. Kendimi ödüllendirmeye karar verdim(Yürüyüş yapmak, sinemaya gitmek, kendime yemek ısmarlamak gibi.) Ben bunları hak ediyorum.”

· Benlik imajınızı güçlü tutun.
Olumsuz: “Gelecek hafta vereceğim seminerden korkuyorum. Herkes beni seyredecek. Şaşırmaktan korkuyorum.”
Olumlu: “Seminere çok iyi hazırlandım. Ne söyleyeceğimi biliyorum. Bilgimi başkalarıyla paylaşmak için sabırsızlanıyorum. Başkaları benim söylediklerimle ilgileniyorlar.”

B)Şimdiki Zamanı Kullanın

Mümkünse gelecek zaman kullanmaktan kaçının. “Başkalarıyla konuşurken soğukkanlı olacağım,” yerine “Başkalarıyla konuşurken soğukkanlıyım.” İfadesini kullanın. Bilinçaltı dünyanız bilgileri harfi harfine alır. Bu yüzden gelecekte olacak bir konu hakkında konuşursanız, bilinçaltınız geleceği bekleyecektir. Ama sizin gelecekten çok, şu anda kendinizi güvenli hissetmeye ihtiyacınız vardır.

C)Yeni Olumlu Düşüncelerinizi Tekrar Tekrar Kullanın

Kullanmadığınız sürece eski olumsuz düşüncelerinizin giderek ortadan kalktığını, bunun yerine yeni, yapıcı düşüncelerin geldiğini göreceksiniz.

BUGÜNDEN BAŞLAYIN

  • Güzel bir güne başlıyorum. Kendi kendime yeten, becerikli ve yeni fikirlere açık bir insanım. Ayrıca görevlerimi başarıyla yapmaktayım.
  • Kendimi ve diğer insanları seviyorum. Başkalarıyla iyi çalışıyorum. Yapıcıyım ve yardımlaşmayı seviyorum. Başkalarıyla işbirliği içinde olmayı bir kolaylık olarak görüyorum.
  • Anlaşılması kolay bir insanım. Sorunlara sakin ve rahat bir şekilde yaklaşıyorum.
  • Bugün beni çevreleyen tüm dünya ile uyum içindeyim. Amaçlarımı net bir şekilde görmekteyim. Onlara kolaylıkla ulaşabileceğimden eminim.
  • Bugün bana güzel sürprizler sunacak harika bir gün. Şanslı bir insanım.
    Bu tür olumlu düşüncelerinizi bir kâğıda yazıp, zaman zaman onları hissederek okuyabilirsiniz. Zaman içinde bu düşünceler, bilinçaltı dünyanıza yerleşecektir. Yeni olumlu imajınıza başkalarını inandırmadan önce kendiniz inanın Bunun için,
    • Aynanın önünde durup zafer gülümsemesinde bulunun.
    • Kendinize bugünden başlayarak her şeyin daha iyiye doğru değişeceğini söyleyin.
    • Yeni bir başlangıç yaptığınızı kendi kendinize söyleyin. Şu andan itibaren kendi kendinize, olumlu düşünmeye karar verdiğinizi ve kendiniz hakkında iyi düşünmeyi seçtiğinizi söyleyin.

Olumsuz Düşüncenin Etkileri:
Böylesine sistemli bir çaba gerektiren olumlu düşünceye karşın, kapılması oldukça kolay olan olumsuz düşünce, birey üzerinde son derece kötü etkiler yapar.
Olumsuz düşünce bireyi bloke eder. Konu ne olursa olsun, üzerinde düşünerek yeniden düzenleme fırsatını engeller. Böylelikle konu bireyden yana olmaktan çok, bireye karsı gelişir.

ÖRNEK:
Durum: “Sınavdan başarısız bir sonuç aldım.”
Negatif Yorum: “Ben kötü bir öğrenciyim. Hep kaybediyorum.”
Negatif Sonuç: Bunalım, ümitsizlik. Kendini cezalandırma, eleştirme ve daha az ders çalışma.
Pozitif Yorum: “Nasıl daha yüksek not alacağımı biliyorum. Belki derslerime düzenli devam edersem bir daha ki sınavda başarılı olurum. Kendimi daha iyi hissediyorum. Çünkü yapabileceğimin en iyisini yaptım.”
Pozitif Sonuç: “Yeniden denemek istiyorum, çok çaba gösterip, gereken konuları öğreneceğim.”

Gözlemler, sağlık sorunları olan çocukların, anne ve babaları ümitli ve olumlu bir tutum geliştirdikleri takdirde, bu iyimserliğin çocuklara da yansıdığını ortaya koymakta, bu çocukların kaygı içindeyken bile güçlü ve umutlu konuşabildiklerini göstermektedir. Buna karşılık, olumsuz düşünen çocukların negatif tutum sergileyen ebeveyne sahip olduktan gözlenmektedir. Çaresiz ebeveyn, çocukta çaresizlik duygularının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.
Sonuç olarak; anne-babanın olumlu düşünmesi çocuğu da doğrudan etkileyeceğinden, çocukları zihinlerini olumlu olanaklarla açmak onların mutlu ve başarılı olmalarını sağlayan önemli bir etken olacaktır.

Kaynak: Şimşek Ramazan, Dikkat Dağınıklığı Önleme ve Beyni Etkili Kullanma Kılavuzu, İmleç Kitap (Hermes Yayınları), 2. Baskı, 2010, İstanbul.

Ubuntu Felsefesi Nedir?

Günlerden bir gün, Afrika’da çalışan bir antropolog bir kabilenin çocuklarına bir oyun oynamayı önerir.

Oyun basittir.

Çocukları belirli bir yerde yan yana sıraya dizer ve açıklar.

‘Herkes karşıdaki ağaca kadar tüm gücüyle koşacak ve ağaca ilk ulaşan birinciliği kapacak.

Ödülü ise yine o ağacın altındaki güzel meyveleri yemek olacak.’

Çocuklar oyuna hazır olunca, antropolog oyunu başlatır.

İşte o anda bütün çocuklar el ele tutuşur ve beraberce koşarlar.

Hedef gösterilen ağacın altına beraber varırlar ve hep beraber yere oturarak ödül olan meyveleri beklemeye başlarlar.

Antropolog şaşırır ve çocuklara neden böyle yaptıklarını sorar.

Aldığı cevap hayli manidardır;

“Biz “UBUNTU” yaptık:

Yarışsaydık, aramızdan sadece bir kişi yarışı kazanacak ve birinci olacaktı.

Nasıl olur da diğerleri mutsuzken yarışı kazanan bir kişi ödül meyveyi yiyebilir?

Oysa biz ” UBUNTU yaparak hepimiz yedik.

” UBUNTU; bizim dilimizde “BEN, BİZ OLDUĞUMUZ ZAMAN BEN’İM” demek.

” UBUNTU; ” Tüm Benliğimi BİZ Olabilmemize Borçluyum” demek.

İşte BEN yerine BİZ diyebilmenin ne güzel örneğidir, “UBUNTU”

Bakışımızı Değiştirerek Nasıl Akışı Değiştiririz?

  • Biri sahneye çıkar, tutkuyla sunumunu yapar ve çok güzel bir performans sergiler, izleyiciler hayran bir şekilde onu dinler ve içtenlikle alkışlar. Başka biri sahneye çıkar, bir an evvel işim bitse de, gitsem diye aklından geçer. İzleyiciler de söyledikleri bitse de bir sonraki gelse diye düşünmeye başlar.

    Diyelim bir çocuğunuz var, onu izliyorsunuz ve içinizden, şimdi, önündeki su birikintisine basıp üstünü başını kirletecek diye geçiriyorsunuz ve tam da aklınızdan geçtiği gibi oluyor. Gözlemci gözlemlediğini etkiler.

    Gözlemcinin etkisi atom altı deneylerde araştırılıyor. Fotonlar (atomaltı parçacıkları) tek tek tespit edilmeye çalışılıyor; foton nasıl oluyor da bazen dalga bazen parçacık şeklinde hareket ediyor, onu gözlemlemeye başlıyorlar. Atomaltı düzeyde gerçekleşenin, onu gözlemleyenin niyeti doğrultusunda oluştuğu görülüyor. Eğer gözlem altındaysa, foton parçacık gibi davranıyor; eğer onu gözlemleyen bir şey yoksa bir dalga gibi davranıyor. Bu durumun, maddenin temel yapı taşını oluşturan diğer elektronlar, atom çekirdeğinin proton ve nötron gibi diğer alt parçacıkları için de geçerli olduğu deneylerle kanıtlanıyor.

    İnsan da atomdan meydana geldiği için duygu ve düşünceleri ile olasılıkları etkiler. Şu an yaşadıklarımız da bilincimiz ve bilinçaltımızın açığa çıkışıdır.

    Hayat da bizim bakışımıza göre şekillenmektedir.
  • Bir film izliyorsunuz. O kadar etkilendiniz ki, filmdeki kahraman ağlıyor ve sizin de gözleriniz doluyor. Sanki o duyguyu siz yaşıyorsunuz. Bu esnada ayna nöronlar devreye giriyor. Beynimizin arka üst kısmında bulunan bu nöronlar bir bakıma ayna gibi karşıdaki hareketi kopyalar. Karşısındaki tarafından yapılan hareketi gören kişinin her defasında o hareketle ateşlenen nöronları premotor korteksinde aktive olmaktadır. Beş duyu organımızla algıladığımız duyumlar, elektriksel sinyallere dönüşerek beyne yani nöronlara aktarılır.

    Ayna nöronlar devreye girdiği için esneyen birini görünce esneme, gülen birini görünce gülme olasılığınız yüksektir. Mutlu yüzlere bakan insanların, gülerken harekete geçen kaslarının, kızgın yüzlere bakanların ise kaşları çatan kaslarının resme baktıktan 700 milisaniye içinde hareketlendiği tespit edilmiş.

    Karşınızdakine kızgınlıkla bağırıyorsunuz, o da kaçıyor yada asi davranışlara giriyor. Bir diğer seçenek, olayı sakince analiz edip, çözüm yolunu araştırıyorsunuz.

    Karşınızdakini bakışınızla, duruşunuzla etkileme gücüne sahipsiniz. Bakışınızı değiştirip, akışı da bu şekilde değiştirebilirsiniz.
  • Sürekli kaybetme ve aldatılma korkuları yaşayan kişilerin korktuklarının başına geldiğini fark etmişsinizdir. Diğer tarafta bolluk bereket içerisinde yaşayan, kazandıkça kazanan insanları görürsünüz. Hangi enerjide kalırsanız ona uygun durumlarla karşılaşırsınız.

    Her şeyin kendine özel bir titreşime sahip olduğu bilimsel olarak da kanıtlandı. Hangi titreşim frekansındaysak ona göre kişileri ve olayları hayatımıza çekiyoruz.

    Neyi hayatımıza çekmek istiyorsak uyduların frekans ayarı gibi görmek istediğimize uygun bir duruma geçmemiz gerekiyor.

    Duygu, düşünce ve inançlarınızı değiştirdiğinizde frekansınız değişeceğinden farklı olay ve kişilerle rezonansa girmeye başlarsınız. Düşündüğünüz, hissettiğiniz, inandığınız her şey bir rezonans alanı oluşturur.
  • İki kişi var, ikisi de iflas ediyor. Biri sürekli kendisine acıma duygusunda ve kurban psikolojinde (şartlar böyleydi, şöyleydi diye etrafına dert yanıyor.) Diğeri, hata gibi görünse de dersimi aldım diyerek yoluna devam ediyor ve bu sefer öğrendikleriyle yeniden deneyebiliyor. Biri yenilgi derken, diğeri öğrendim diyor.

    İkisini birbirinden ayıran bakış açıları.

    Bizim nasıl hissettiğimizi ve ne yaptığımızı belirleyen, başımıza gelen olaylardan ziyade, hayatı nasıl değerlendirdiğimiz ve yorumladığımızdır. Bir olaya verdiğimiz anlam, kararlarımızı ve eylemlerimizi etkilerken, düşüncelerimiz ve yaptığımız seçimler kaderimizi oluşturacaktır.
  • Birisine kızdığınız bir anı düşünün. Kızgınlık duygusunun, konuşmanızı, hareketlerinizi, hislerinizi ve o anki yaşadıklarınızı nasıl etkilediğini fark edin. Bunu gerçekten anladığınızda sizi etkileyenin karşınızdaki değil sizin düşünce ve hisleriniz olduğunun ayırdına varırsınız. Kendinizden başka kimseyi değiştiremeyeceğinizi anladığınızda iç huzurunuzu ele alırsanız.

    Hayata bakışınızı sorularımız ve odağımız belirler.

    Bir sorunla karşılaştığımızda neden bu oldu diye mi soruyorsunuz yoksa bunun etkisini nasıl daha iyi bir hale getirebilirim diye mi soruyorsunuz? Sorduğunuz sorular odağınızı ve hislerinizi etkiler. İyi hissettiğinizde enerjiniz ve hayata bakışınız değişir. Hayattaki diğer olasılıkları görmeye başlarsınız.
  • Zaman zaman başkalarını yargılayıp, kızdığınız olmuştur. Ne ayıp, şuna bak, neler yapıyor demişsinizdir. Bilemezsiniz, hayatında ne gibi zorluklarla karşılaşmıştır ve bu yollara girmiştir. Evlilik dışı bir ilişkiyi kınayan birinin, hiç beklemediği bir anda öyle bir ilişki içinde kendini bulduğu çok görülen bir vakadır.

    Karşımızdaki kişinin içinde bulunduğu durum, tamamen ona özeldir; yaşadıkları onun kendinden kendine imtihanıdır. Biz onu kınayıp, yargıladığımızda, mıknatıs gibi onun enerjisini kendimize çekmeye başlarız ve benzer durumlara maruz kalırız.
  • İki çalışan var. Bu çalışanlardan birine, patron oldukça saygılı davranıyor, diğerine bağırıp çağırıyor. Neden diye bakıp kişileri analiz ettiğimizde biri son derece kendisine güvenen, işini iyi yapan ve çevresine bu enerjiyi yayan biri. Diğeri tedirgin, acaba yapabilir miyim, olur mu kaygısında çalışıyor.

    Biz bir şey düşündüğümüzde beyinde bazı hücre gurupları elektriklenir ve bu enerjiyi yaymaya başlarız. Çevremize söylediklerimizle, kullandığımız beden dilimizle bunu hissettiririz. Her düşüncemizle ve tekrarla bilinçaltımıza da bunu yükleriz. Bilinçaltı bunu gerçek olarak algıladığı için siz de öyle olmaya başlarsınız.
  • Bilinçaltı düzeyde yaptığım çalışmalarda kişinin kendisini dışarıdan gözlemlemesini sağlarım. Bu şekilde kişi kendi duygu, düşünce ve inançlarının olaylara etkisini fark eder. Bundan sonrası için kendisine sevebileceği yeni düşünce ve inançlar yükleriz.

    İlişki sorunları yaşayan bir kişiyle yaptığımız çalışmada; kişi ilgiyi, sevgiyi hep dışarıdan beklemiş olduğunu ve kendisini yeterince sevmemiş olduğunu fark etti. Bundan sonrası için, kendisini sevmeye yönelik yaptığı çalışmalarla dışarıya verdiği enerjiyi de değiştirmeyi başardı.

    Geçmişte yaşadıklarımızı dışarıdan tarafsız bir gözlemci olarak izleme imkanımız olduğunda olaya ve kendimize daha farklı bir açıdan bakabiliriz.

    Bir olay bizim başımıza geldiyse bunun nedenini sorgularken önce kendimize bakıp, tarafsız bir şekilde değerlendirmemiz gerekir. Kendimizi değiştirmek istiyorsak öncelikle farkında olmamız önemli. Bir kişi kendisini taraf tutmadan gözlemlerse neyi neden yaptığının ve yaşadıklarının farkında olur ve dünyasını değiştirebilir

Kaynak: Gonca Kubatla Hayata Farklı Bak…

Twitter CEO’su Jack Dorsey’in Bir Günü: 5’te buz banyosu, günde tek öğün yemek

Sabah 5’te buz banyosu, işe 8 km yürüyerek gitmek, günde tek öğün yemek…

Bunlar Twitter’ın kurucusu ve CEO’su, milyarder Jack Dorsey’in günlük rutinleri.

Sağlıklı yaşam üzerine program yapan bir podcast kanalına konuk olan Dorsey, sağlıklı kalabilmek ve işine odaklanabilmek için izlediği yöntemleri ve bir gününü anlattı.

Güne çok soğuk suyla dolu banyoya girerek başladığını belirten Dorsey “Hiçbir şey bana, oda sıcaklığından çıkıp buz gibi banyoya girmenin verdiği zihinsel özgüveni veremez. Eğer bu kadar küçük görünen ama can yakan bir şeyi yapmaya iradem varsa, hemen her şeyi yapabileceğimi hissediyorum” diyor.

Dorsey ardından bir saat meditasyon yapıyor. Akşamları da bir saatini meditasyona ayıran 42 yaşındaki milyarder 20 yıldır meditasyon yaptığını söylüyor.

Sabahları kahvaltı etmiyor ve 8 km mesafedeki ofisine yürüyerek gidiyor.

Yürümenin ona düşünme ve podcast dinleme şansı verdiğini söyleyen Dorsey “Yürümekten çok koşuyor gibi görünüyorum. Olabildiğince çok güneş ışığı almaya çalışıyorum ve 9’da çalışmaya başlıyorum” diyor.

Dorsey gün içinde ise hiç yemek yemiyor. İlk ve tek yemeğini akşam 6 ile 9 arası yiyor. Menüde balık, tavuk ya da et ile yanında roka salatası, ıspanak ya da brüksel lahanası var. Ardından tatlı olarak orman meyveleri ve bitter çikolata yiyor, yanında kırmızı şarap içiyor.

Cuma akşamı ise yemek yemiyor ve Pazar akşamına kadar “oruç tutuyor”. Nedeni mi? Çünkü ona göre “Günlerimiz çok yemek odaklı geçiyor”.

Dorsey haftasonu yemek yemeyi ilk bıraktığında garip hissettiğini ama sonra alıştığını anlattı: “İlk yaptığımda, sanırım 3. günüydü, halüsinasyon görüyormuş gibi hissettim. Garip bir histi. Ama sonraki yapışlarımda günlerimizin ne kadar yemek odaklı geçtiğini fark ettim. Ne kadar uzun oruç tutarsam zaman o kadar yavaşlıyor”.

Dorsey’e göre oruç tutmak ve meditasyon, onun yönettiği Twitter ve Square şirketlerine daha iyi odaklanabilmesini sağlıyor.

Twitter’ın CEO’sunun bir başka “rahatlama” yöntemi de 15 dakika yaklaşık 104 dereceye ayarlı saunada kalıp, ardından 3 dakika 2 derece suyla dolu banyoya girmek.

Dorsey’in çalışma masasında kızılötesi bir lamba da bulunuyor. Kızılötesi ışınların stresi ve acıyı azalttığı, kişiyi daha iyi hissettirdiği iddia ediliyor.

Times gazetesi, Silikon Vadisi’ndeki birçok girişimcinin teknolojiden uzak kalmak ve sağlığını korumak için farklı yöntemler izlediğini ama Dorsey’in bunu bir adım öteye taşımış olduğu yorumunu yapıyor. BBC

Önyargıların Önemini Anlatan Mükemmel Bir Hikaye

Eşinin ölümünden sonra, köydeki evinde tek başına yaşamak zorunda kalan hamile bir kadın vardı. Kadın, gündüzleri tarlada çalışır; akşam olunca da, evinin yolunu tutardı. Bir gün, eve dönerken, yol kenarında bulduğu yaralı bir gelinciği acıyarak kucağına aldı ve eve götürdü. Evcil bir hayvan olmayan gelincik, zamanla uysallaştı.

Eve ve kadına o kadar çok alışmıştı ki, kadının yanından bir an bile ayrılmaz olmuştu. Birkaç ay sonra, kadının çocuğu doğdu. Eve, neşe ve mutluluk getiren bu küçük yavrucağı gelincik de çok sevmiş, artık, ailesi olarak gördüğü bu anne ile yavrucağa gönülden bağlanmıştı.

Kadın, tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorunda olduğunu biliyordu. Tüm zorluklara rağmen, günler geçti. Eve yiyecek alabilmek için çalışmak zorunda kalan kadın, bir gün yavrusunu gelincikle evde yalnız bırakarak, çalışmak üzere tarlaya gitti.

Yorucu bir günün ardından, akşam eve dönen kadın, gelinciği ağzı kanlı bir halde yerde yatarken bulunca, beyninden vurulmuşa döndü. Çıldırmışçasına, yerde yatan gelinciğe sarılıp, oracıkta hayvanı öldürdü. Tam o sırada, bebeğin odasından bir ağlama sesi gelince, anne, doğruca odaya yöneldi ve heyecanla odaya girdi. Odada, beşiği, beşiğin içinde gülücükler dağıtan bebeğini ve bebeğin yanında duran parçalanmış yılanı gördü….

Einstein’in söylediği varsayılan bir sözü vardır: “İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, benim, atomu parçalamamdan çok daha zor…

A newborn boy yawns in his mother's arms, portrait.

Doğum Sonrası İlk Kez İşe Gidecek Olan Anneye Mektup

Sevgili, doğumdan sonra ilk kez işe gitmek zorunda olan anne;

Nasılsın cancağızım? Çok mu gergin, stresli, tedirgin, kaygılı, mutsuz, ağlamak üzere, yeni ağlamış, içi daralmış… hissediyorsun kendini? Doğru kelimeyi sen seç…


-Pvproductions – Freepik

Biliyor musun, biz çalışan annelerin hepsi senin geçtiğin yollardan geçtik. Canımız çocuklarımızla olmak, sarılıp yatmak, oynamak, gülmek istediği halde kalkıp işe gittik senin gibi. Ofiste aklımıza geldiklerinde burnumuzun direği sızladı. Ama alıştık:) alışır gibi yaptık. Mecburduk. Ve kendimizi hala şunlarla teselli ediyoruz.

Bu bir tercih değil, zorunluluk çoğumuz için. Keyfimizden bırakıp gitmiyoruz çocuklarımızı.

Çalışmalıyız çünkü çocuklarımızın iyi bir hayat sürmeleri için, çalışmamız gerekiyor.

Çalışmalıyız çünkü senelerce okuduk ve ailelerimiz bizim okumamız, kendi ayaklarımızın üstünde durmamız, vatana millete hayırlı olmamız için kendilerini parçaladılar.

Çalışmalıyız çünkü genciz, enerjimizin en verimli yıllarındayız, doğru kanalize etmeliyiz.

Çalışmalıyız çünkü hayatımızı çocuklara adayıp, işten, sosyal hayattan, yeteneklerimizden, yapabildiklerimizden elimizi eteğimizi çekersek, onlar okula başladıktan sonra ortada kalacağız.

Çalışıyoruz diye çocuklarımızla vakit geçirmiyor değiliz. Çok özlüyoruz ve eve geldiğimizde birlikte gerçekten nitelikli zaman geçirebiliyoruz.

Sana gelip “ay nasıl bırakıyorsun, ben çocuğumdan asla ayrılamam, ben hayatta çalışmam, çok özlerim, çok yazık yaaa, uzmanlar da üç yıl çocuğunuzdan ayrılmayın diyor, cık cık cık” diye fikir beyan eden insanlar olacaktır. Takılma. Her insan kendi şartlarına göre yaşar, herkesin bütçesi, hedefleri, geliri gideri, hayalleri, yaşam tarzı birbirinden farklı.

Keşke hepimizin evden yapabileceği bir işi olsa, keşke hepimiz çok zengin olsak, çocuklarımızı işe götürebilsek, toplantılara çocukla gittiğimizde kimse şaşırmasa falan… Ama hayal… Hayaller gerçek olana kadar, işe gidiyoruz. Marş marş 🙂

Sevgiler;
Tüm gün arada çocukların fotoğrafına bakıp bakıp gülümseyerek çalışmaya devam edecek olan bir dost 🙂
Oyuncu Anne