Category: Mindfulness

Güne Daha İyi Başlamak İçin Edinmeniz Gereken 5 Alışkanlık

Sabahları uyanmakta zorlanıyor musunuz? “Afyonum bir türlü patlamadı” mı diyorsunuz? O zaman bu içeriğimiz tam size göre. Güne iyi başlamak, daha enerjik ve canlı olmak aslında çok basit. Edineceğiniz bir iki küçük alışkanlık gününüzün daha iyi başlamasına yardımcı olacaktır.

İşte Güne Daha İyi Başlamak İçin Edinmeniz Gereken 5 Alışkanlık;

1# Kulaklarınıza Masaj Yapın

Uyandıktan sonra yataktan çıkmadan önce kulaklarınıza masaj yapmak tamamen uyanmanıza yardımcı olur.  Masajı kulakların hassas bölgelerine uygulamak güne enerjik ve canlı olarak başlamanızı sağlar.

2# Bir Bardak Limonlu Ilık Su İçin

Sabahları kahvelerini bir bardak ılık su ile takas etmek vücudunuza birçok katkı sağlar. Sabahları içilen limonlu ılık su sindirim sisteminizi, böbreklerinizi ve bağırsaklarınızın işini iyileştirecek; vücudunuzdan toksinleri atmaya yardımcı olacaktır. Bir ılık su bardak içine çeyrek limon sıkmanız yeterli olacaktır. Bunu içmeye karar verirseniz, kahvaltı etmeden önce 20-30 dakika önce içmek iyi bir fikir olacaktır.

3# Dilinizi Temizleyin

Dilinizde çok sayıda bakteri birikir; bu durum kötü kokulara ve diş plaklarına, diş çürümesine ve diş etinizle ilgili sorunlara neden olabilir. Bunun önüne geçmek ve dilinizi temizlemek için tek ihtiyacınız normal bir diş fırçası. Çok sert olmayacak şekilde dilinizi fırçalayabilir ve bu sorunlardan kurtulabilirsiniz.

4# Bir Kaşık Dolusu Bal Yiyin

Bal sizi enerji ile doldurur, hafıza ve verimliliğinizi artırır, öksürüklerinizi iyileştirir ve alerji semptomlarınızı hafifletir. Bu sebeplerden ve daha fazlası için, güne bir çay kaşığı bal ile başlamak şüphesiz iyi bir fikirdir. İdeal olarak, taze, doğal bal olmalı ve kahvaltı etmeden önce 10-15 dakika tüketmelisiniz. Ancak sizin için fazla şekerli ise, bir bardak suda eriterek tüketmek de aynı etkiyi yaratacaktır.

5# Ağzınızı Hidrojen Peroksit Solüsyonuyla Yıkayın

Ağzınızı hidrojen peroksit çözeltisiyle (halk arasında oksijenli su) yıkayarak sabah rutininizi bitirebilirsiniz. Doğru orana sadık kaldığınız sürece(50 ml’lik su için% 3’lük bir solüsyondan 5-7 damla) bu konuda tehlikeli bir şey yoktur. Bu prosedür diş beyazlatmak, ağız kokusu ortadan kaldırmak ve diş etlerinizi iyileştirmek ve korumak hususunda size yardımcı olabilir.

Kaynak: brightside.me

Mutlu Bir Hayat İçin Bu 3 Şeye Dikkat

Uzmanlar, mutluluğun kaynağının üç basit şeyden ibaret olduğunu söylüyor.

Huffington Post blogger Joe Robinson son Rochester Üniversitesi bilim adamları son araştırmasında mutluluğun üç temel psikolojik ihtiyaçlarından kaynaklandığını açıkladı.

İŞTE MUTLULUĞUN ÜÇ SIRRI

Bağımsız olma: Bireylerin ev veya iş ortamlarında birilerinin baskısı altında olmadan özgürce kendi iradelerince hareket etmek istemeleri mutlu olmalarını sağlıyor.

Yetkinlik yani yeterlilik: Bireyin hayatında bir şeylere başlaması ve kendini yetenekli görmesi onun için ikinci en büyük mutluluk kaynağı.

İlişkiler: Başkalarıyla kurduğu samimi ilişkiler hayatını olumlu yönde etkiler, onu daha mutlu kılar.

Tabi ki mutluluk nedenleri herkes için çok farklı olabilir. Ancak bu üçünden biri eksik olduğunda kendinizi mutsuz hissedebilirsiniz.

Harvard’lı psikolog açıkladı: Harika bir ilk izlenim uyandırmanın 10 yolu

Amy Cuddy, insanların sizinle ilk tanıştığı anda sadece tek bir sorunun cevabını aradıklarını ve bu cevabın iş ilişkilerinizin temelini oluşturduğunu söylüyor. 

Soru basit: “Ona güvenebilir miyim?”

Bu soruya olumlu cevap alabilmeniz için yapmanız gereken 10 şeyi sizlerle paylaşıyoruz.

1. Konuşmaktan çok dinleyin. 

Soru sorun. Göz teması kurun. Gülümseyin. Somurtun. Kafa sallayın. Cevap verin, bu cevap ne çok sözlü olmasın ama sözsüz de olmasın. Bir insanın önemli olduğunu göstermek için tek yapmanız gereken bu.

Konuştuğunuzda ise sizden istenmediği taktirde tavsiye vermeyin. Dinlemek, tavsiye vermekten daha çok ilgilendiğinizi gösterir çünkü tavsiye verdiğinizde, bir çok durumda kendiniz hakkında konuşmuş olursunuz.

Eğer buna inanmıyorsanız şöyle düşünün: “Senin yerinde olsaydım” cümlesi kimin hakkında?

Sadece söyleyecek önemli birşeyiniz varsa konuşun ve her zaman “önemli” kavramını kendiniz için değil karşı taraf içim tanımlayın.

2. İlgiyi başkalarını üzerine çekin. 

Hiç kimse yeteri kadar övgü almaz. Hiç kimse. Yani işe insanlara iyi bir iş çıkarttıklarını söylemekle başlayın.

Bir dakika, yoksa neyi iyi yaptıklarını bilmiyor musunuz? Çok ayıp! Zira bilmek sizin işiniz. Şimdiden bu konuyu araştırmak sizin işiniz. İnsanlar sizin övgülerinize müteşekkir olmakla kalmayacak aynı zamanda neler yaptıklarına dikkat edecek kadar onları önemsemenizi takdir edeceklerdir.

Ve tabi ki kendilerini daha başarılı ve daha önemli hissedeceklerdir. Dahası onları böyle hissettirdiğiniz için sizi seveceklerdir.

3. Asla seçici dinleme yapmayın. 

Bazı insanlar kendi altında hissettikleri insanların söylediklerini dinleme yeteneğine sahip değildirler.

Tabi ki onlarla konuşabilirsiniz fakat tek başına düşen ağaç ormanda gürültü yapmaz, çünkü dinleyen kimse yoktur.

İyi bir ilk izlenim bırakanlar herkesi dikkatlice dinlerler ve sosyal statü farketmeksizin hepimizin onlarla ortak paydada buluştuğumuzu hissettirirler.

Çünkü ortak bir noktamız var: hepimiz insanız.

4. Eşyalarınızı ortadan kaldırın.

Telefonunuza bakmayın. Monitörünüze göz atmayın. bir anlığına başka hiçbir şeye odaklanmayın.

Eğer başka eşyalarla bağlantı kurmakla meşgulseniz insanlarla bağlantı kuramazsınız.

Onlara tüm dikkatinizi hediye edin. Bu hediye bir avuç insanın birbirine verdiği bir hediye. Bu hediye tek başına, insanların etrafınızda olmak istemesini ve sizi hatırlamasını sağlayacaktır.

5.  Almadan önce verin ve hiç bir zaman bir şey almayacağınızı varsayın. 

Ne alacağınızı hiçbir zaman düşünmeyin. Ne verebileceğinize odaklanın. Gerçek bir bağ ve ilişki oluşturmanın tek yolu vermektir.

6. Kendinizi beğenmiş davranmayın…

Sizin tutucu, kasıntı, kendini beğenmiş yapınızdan sadece tutucu,kasıntı, kendini beğenmiş insanlar hoşlanır.

Geri kalanlarımız bu durumdan etkilenmez. Aksine sinirlenir, soğur ve rahatsız oluruz.

Üstelik odaya girdiğiniz anda sizden nefret ederiz.

7. …çünkü diğer insanların önemli olduğunu anlamanız gerek. 

Bildiklerinizi zaten biliyorsunuz. Kendi görüşlerinizi biliyorsunuz. Bakış açılarınızı ve perspektiflerinizi biliyorsunuz.

Tüm bunlar önemli değil çünkü onlar zaten sizin. Kendi kendinizden bir şey öğrenemezsiniz.

Fakat diğer insanların neler bildiklerini bilmiyorsunuz ve herkes kim olursa olsun, sizin bilmediğiniz şeyler bilir.

Bu da diğer insanları sizden daha önemli yapar çünkü onlardan bir şeyler öğrenebilirsiniz.

8. Kelimelerinizi seçin. 
Kullandığınız kelimeler başkalarının tavırlarını etkiler.

Örneğin bir toplantıya girmek zorunda değilsiniz, sadece başka insanlarla tanışmaya gidiyorsunuz. Yeni bir müşteri için sunum hazırlamak zorunda değilsiniz, sadece başkalarıyla havalı şeyleri paylaşıyorsunuz. Spor salonuna gitmek zorunda değilsiniz sadece sağlığınızı geliştirmek için egzersiz yapıyorsunuz.

Adaylarla mülakat yapmak zorunda değilsiniz, sadece ekibinize katılacak en iyi insanı seçiyorsunuz.

Hepimiz mutlu, hevesli, başarılı insanlarla iş arkadaşı olmak isteriz. Seçtiğiniz kelimeler diğer insanların kendini iyi hissetmesini sağlar ve sizin de kendiniz hakkında iyi hissetmenize yol açar.

9. Başkalarının başarısızlıklarını tartışmayın…

Kabul edelim hepimiz dedikodu yapmayı severiz. Hepimiz biraz gıybet duymayı severiz.

Sorun şu ki; hiç birimiz o dedikoduyu servis edeni pek de sevmeyiz. Ve dahası o insana kesinlikle saygı duymayız.

Başka insanların başarısızlıklarına gülmeyin. Eğer gülerseniz, etrafınızdaki insanlar aynı şeyi onlar için yapıp yapmadığınızı merak etmeye başlayacaktır.

10.  …fakat kendi başarısızlıklarınızı itiraf etmeye hazır olun
Son derece başarılı insanların başarılı oldukları için karizma sahibi olduğu düşünülür. Başarıları sanki kafalarının üstünde bir hare etkisi yaratır. Adeta parlarlar.

Buradaki anahtar kelime: gözükmek.

Harika bir ilk izlenim bırakmak için son derece başarılı olmanıza gerek yok. Işıltılı yüzeyi yırttığınızda, tüm başarılı insanların bir taşın karizmasına sahip olduğunu göreceksiniz.

Fakat dikkat çekecek derecede karizmatik olmak için olağanüstü derecede hakiki olmanız gerekir.

Mütevazi olun. Başarısızlıklarınız paylaşın. Hatalarınızı itiraf edin. Eğitici bir öykü olun ve kendinize gülün.

Başka kimsenin hatalarına asla gülmemeniz gerekirken kendinizinkilere her zaman gülün.

İnsanlar sizin hatalarınıza gülmeyecek, sizin gülüşünüze eşlik edecektir.

Sizi sırf bunun için sevecek ve her daim etrafınıza olmak isteyeceklerdir.

Kaynak: sosyalmedya.co

Sarılmak Ruh Sağlığına İyi Geliyor

Sarılmanın ruhen bizlere iyi geldiğini tahmin edebiliyorduk ama bilimsel araştırmalar da bu yönde yoğunlaşınca sarılmanın faydalarından iyiden iyiye emin olduk.

Yrd. Doç. Dr. Rıdvan Üney, “Yalnızlığın, bireyselliğin ön planda olduğu günümüzde neden mutlu değiliz ve neyi eksik yapıyoruzu açıklamak gerekliliği doğmuştur. Bilim, bu duyguları sağlayan hormon olarak oksitosin’i işaret etmiştir. Bu hormon esasen beyinde üretilen bir hormondur. En çok üremeyle ilişkilidir. Doğum ve doğum sonrasında yüksek miktarda salınır. Ancak diğer dönemlerde de kadın ve erkekte beyinden salgılanmaktadır. Doğumdan sonra annelik davranışını sağlayan bir hormondur. Diğer zamanlarda ise güven, eşler arasında bağlılık, aşk, sosyalleşme, karşı tarafı anlama ve endişelerin yatışmasını sağlamaktadır. Eksikliğinde kendini beğenme, güvensizlik, toplumdan uzaklaşma, psikolojik rahatsızlıklar, yalan eğilimi artmaktadır. Günlük hayatta Oksitosin salgılanmasını artıran en kolay yöntem sarılmaktır. Yorgunluk, yoğunluk, günlük stresler, yalnızlık, güvensizlik, kavgalar, çatışmalar, birbirine zaman ayırmama, ekonomik sorunlar gibi nedenlerle sarılmayı unutmuşuz gibi görünüyor” diye konuştu.

Sarılırsak, kucaklaşırsak ve birbirimize dokunursak Oksitosin hormonu salgılanır. Bu denli kolay bir yöntemle Oksitosin bize 20 ilginç fayda sağlar:

1 En kolay mutluluk sağlama yoludur.

2 Güvende hissederiz.

3 Hayatla daha kolay baş ederiz.

4 Endişelerimiz azalır.  Karşımızdakinin endişelerini yatıştırırız.

5 İletişimimiz daha iyi olur, karşımızdakini anlamak ya da anlaşılmamız kolaylaşır.

6 Güven veririz. Arkadaşımızın, eşimizin, çocuğumuzun kendisini daha güvende hissetmesini sağlarız.  Onların kendine güvenlerini artırırız.

7 Daha sosyal oluruz. Toplum içinde kendimizi daha rahat hissederiz.

8 Daha az gergin oluruz. Stresle daha rahat baş ederiz.

9 Yakınlarımızı karşı daha koruyucu oluruz.

10 Daha şefkatli oluruz.

11 Rahat uyuruz ve daha iyi hislerle uyanırız.  Yeni güne daha hazır başlarız.

12 Rahat hissederiz.

13 Arkadaşımıza eşimize çocuğumuza bağlılığımız artar. Sadakati artırır.

14- İlişkilerimizi daha samimi ve yalandan uzak yaşamamızı sağlar.

15 Annenin doğum sonu depresyonunu engeller, lohusalık dönemini rahat geçirmesini sağlar. Süt gelişini kolaylaştırır. Hamileliğin daha rahat geçmesini sağlar.

16 Eşimizle yaşadığımız cinsellik daha kaliteli olur. Eşimizi daha çekici bulmamızı sağlar.

17 İlişkilerimizde bizi kavga, çatışma ve tartışmalardan korur.

18 Belki de çağımızın en büyük sorunu depresyona karşı koruyucudur.

19 En basit, en kalıcı ve en kolay şekilde günlük yaşam stresleriyle baş etmemizi sağlar. Uzun, yorucu psikolojik/psikiyatrik tedavi sürelerini kısaltır.

20 Aşık olmanızı, aşkı korumanızı sağlar. Aşk acısını hafifletir.

Kaynak: Akşam

Bilgili Kişilerin Daha Geri Planda Kalma Durumu: Dunning Kruger Etkisi

Cornell üniversitesi öğretim üyeleri olan Justin Kruger ve David Dunning, Kruger-Dunning fenomeni olarak adlandırılan ve psikoloji alanında 2000 yılında IG-Nobel ödülü kazanmalarını sağlayan araştırmalarının ilk bölümünü “Journal of Personality and Social Psychology” dergisinde Aralık-1999 tarihinde yayınlamışlardı. Çalışmalarının hipotezi ve saptamaları kısaca şu şekildeydi;

·  Niteliksiz insanlar kendi yetenek düzeylerini olduğundan yüksek görme eğilimindedirler,
·  Niteliksiz insanlar diğer insanların niteliklerini tanıma ve görme yetisinden yoksundurlar,
· Niteliksiz insanlar kendi yetersizliklerini tanıma ve görme yetisinden yoksundurlar.

Özetle cahil insanlar kendi cehaletlerinin farkına varamazlar ve etraflarındaki bilgili ve kültürlü insanların donanımlarının boyutlarını göremezler. Sonuçlar Bertrand Russell’ın “Kim kendini kesinlikle doğru sanıyorsa aptaldır ”sözünü doğrular nitelikte.

Aynı araştırmacılar konuyla ilgili çalışmalarını sürdürmüşler ve bu konuda yapılmış çalışmaların tümünün sonuçlarını “Organizational Behavior and Human Decision Processes- 105 (2008) 98-121” dergisinde yayınlamışlar. Son çalışmanın sonuç bölümünde Kruger-Dunning fenomeninin esas nedeni olarak cahil ve niteliksiz insanların geri besleme yapamamaları, yani yaşadıklarından ve kendilerine söylenenlerden ders alamamaları gösteriliyor. Problemin çözümü de geri beslemeyi öğrenmek ve öğretmek olarak vurgulanıyor. 
Okullarda geri besleme eğitimi ile öğrencilerin zamanla ne yaptıklarını ve yapamadıklarını görme, kendilerini daha iyi algılayıp analiz etme yetisine kavuşabilecekleri söyleniyor. Yani Kruger-Dunning fenomeninin tedavisi eğitim. Her ne kadar “tahsil cehaleti alır, eşeklik baki kalır” sözü çok zaman kendini kanıtlamışsa da, şu halde tahsil sadece kişinin kendi iç görüsünü geliştirebilse görevini tamamlamış sayılabilir. Eğitimciler içgörüyü kazandıracak bir eğitim programını detaylandırmalı ve uygulamalıdırlar.
Bu konuda yapılan çalışmaların sonuçları aslında daha önce peygamberler, bilim adamları, filozoflar, din adamları ve âlimler tarafından söylenmiş pek çok güzel sözün, atasözlerimizin ve tarihe geçen olayların altını çizer nitelikte. Şems-i Tebrizi ile Mevlana’nın Konya’da ilk kez karşılaşmalarının hikâyesi konumuza güzel bir örnek.  Bu iki büyük âlim ilk kez Konya’da bir sokakta karşılaştıklarında Şems-i Tebrizi Mevlana’ya şunu sorar;
Büyük âlim Bistamlı Bayezid mi büyüktür, yoksa Hz. Muhammed mi?Mevlana:-Bu nasıl sualdir? Kuşkusuz Hz. Muhammed yaratılmışların en büyüğüdür, burada Bayezid’in lafı mı olur? Diye kızar.
Şems-i Tebrizi ise itirazını şöyle ortaya koyar;-öyle diyorsun ama Peygamber bu büyüklüğü ile ey Allahım biz seni tam anlamıyla bilemedik derken, Bistamlı Bayezid kendimi tenzih ederim, ben bilinmesi gerekenleri tıpkı gerektiği gibi bildim, ben sultanların sultanıyım diyor.
Mevlana’nın cevabı ise şöyledir;-Bazı insanların gönül dağarcığı küçüktür, bir testi suyla dolar, bazılarınınki ise sonsuzdur, okyanuslar bile susuzluğunu gideremez. Bayezid susuzluğunu bir yudum suyla giderip, övünerek suya kandığından dem vurdu. Hz. Muhammed ise her gün daha çok gördü, daha çok anladı, daha çok bildi ama gördükçe görecekleri artıyor, bildikçe bilmedikleri çoğalıyor, anladıkça anlamadıkları büyüyordu. Bu sebeple biz seni layıkıyla bilemedik diye buyurmuştur.
Böylece bu iki dost birbirini bulmuştur, hatta Konya’da bu konuşmayı yaptıkları yer Merec-el Bahreyn, yani iki denizin buluştuğu yer olarak adlandırılmıştır.

Kendini bilmek tüm dinlerde ve filozofilerde önemli bir merhale ve erdemdir. Belki de bu yüzden Kuran-ı Kerim’in ilk emri “Oku” dur. Hz. Muhammed “Kendin bilen, Allah’ını bilir” diyor. Kendini bilemeyen etrafı da bilemeyecektir. Bu bilgisizlik bakış açısının darlığı, çevreyi anlama kapasitesinden yoksunluk, olayları farklı açılardan görememe, kısaca; cehaletle sonuçlanacaktır. 
Yaşamdan ders alma kabiliyetini kazanmamış olan cahiller, cehaletlerinin farkında bile olmayarak, kendilerini çok bilen saymaya devam edeceklerdir. Kurallara uymamayı cesaret sayan cehalet günden güne topluma yayılacaktır. Üstelik bu durumlarda cehalete eşlik eden davranış özellikleri; densizlik, haddini bilmezlik ve kabalık ta artacaktır. Cahil olan her şeyi, her şekilde yapmayı kendinde hak görür, kendini olduğundan büyük, başkalarını küçük sanmaktadır. Cahiller çok kıymetli erdemler olan tevazu, hoşgörü ve sabır gösteren insanları sümsük ve yetersiz olarak damgalarlar. Bu kendini bilmezlerin sayısı eğitimsizlik ve cehaletin artışıyla orantılı artar.

Köklü ve gelenekleri olan toplumlarda cehalet ve cehaleti gösteren davranış biçimlerini saklı tutmak bir edep belirtisi kabul edilir. Zaman içinde cehaleti sergileyen davranış sahiplerinin toplumda yükselmesi, toplumun bütün cahillerine egolarındaki kabalığı gösterme hakkını ve cesaretini verir. Kendi gibi olanın yükselmesini, bir gün kendisinin de yükselme umuduyla eşleyen kitleler, olaylara kendisi gibi bakan ve çok iyi anladıkları insanları seçip desteklerler. Erdemli, kibar, eğitimli ve kültürlü insanlar için hayat giderek zor ve çekilmez hale gelirken, toplumun kültüründen ve inançlarından gelen yüce erdemler yıkılıp, kaybolup gider. Üstelik bu kayboluşu algılayabilenler de ancak belli bir bilgi birikimine sahip olanlardır. Cahiller olan biteni de algılayamadıkları gibi, toplumsal ve inanç değerlerinin korunduğu ve savunulduğu yanılgısını yaşamayı sürdürürler.

İster “Hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu” diyen Kuran-ı Kerimi, ister “Ben ölüleri dirilttim, fakat cahilleri diriltemedim” diyen Hz. İsa’yı, ister “Cahiller ilim sahiplerine düşman kesilirler” diyen Hz. Ali’yi, ister “Tevazu ile konuşmayan kişi zamanla bununla ilgili bütün kelimeleri de tamamıyla unutur” diyen Konfüçyüs’ü, ister “Cehalet bilginin verdiğinden çok daha fazla kendine güven verir” diyen Darwin’i, ister “Nedensellik, etkileşim, koşullar ve ayırt edici algılama…Dört büyük element bunlardır” diyen Buddha’yı, ister “Bilmemek ayıp değil, öğrenmemek ayıp” veya “Çok bilen, çok yanılır” diyen atasözlerimizi, isterseniz de bunların tümünü referans alın, aklın yolu birdir ve akıl ile cehalet genellikle aynı yerde bulunmaz.

Kaynak: http://serramenekay.blogspot.com/2015/12/cehalet-uzerine-kruger-dunning-fenomeni.html 

Zehirli Düşünceleri Dönüştürmenin 8 Yolu

Negatif düşüncelerden, olumsuz insanlardan uzak durmak kendinizi pozitif bir enerji kaynağı yapmak için Sandra Ingerman‘ın bu önerilerine kulak vermekte fayda var. Sandra’ya göre psikolojik darbeler de en az gerçek yumruklar kadar acı verici. Bundan kurtulmanın yolu ise aslında çok zor değil.

Bir gece çok etkileyici bir rüya gördüm. Bir su sebilinin etrafında birlikte çalıştığım insanlarla beraber ayaktaydık. Sıcak bir şekilde sohbet ediyorduk ama bazı arkadaşlarımın diğerlerine görünmez/psişik “yumruklar” attıklarını farkettim. Yumruk atılana “İyi misin?” ve atana da “Az önce yaptığın şeyi gördün mü?” diyordum. İnsanların kendi davranışlarıyla ilgili bilinçsizliği beni afallatmıştı.

Rüyam, görünmeyen etkileşimlerimizin gücünü gösteriyordu. İnsanların davranışlarını gözlemlediğimizde düşmanlık görmeyebiliriz. Bizi dinleyen birinin yüzünde bir tebessüm görebiliriz. Ama görünmeyen düzeyde ne oluyor?

Adına ruh dediğimiz – benim “derimizin altında kim olduğumuz” olarak adlandırdığım – görünmeyen bir boyutumuz var. Kendimizin bu parçasını göremiyoruz ama bedenimiz ve zihnimizle birlikte tüm varlığımızı oluşturuyor. Fiziksel dünyada diğerleriyle etkileşime girdiğimizde görünmeyen bir enerji alışverişi de meydana gelmekte.

Diğerlerinin davranışlarını anlatmak için kullandığımız bazı deyişler şöyle:

Dayak yemiş gibi hissettim.

Düştüğünde tekme yedi.

Beni sırtımdan hançerledi.

Gözlerinden alevler fışkırıyordu.

Sözleri kurşun gibiydi.

Şiddet enerjisi görünmeyen, psişik düzeyde hareket eder ama hem fiziksel hem de duygusal sağlığımızı etkiler. Enerji hissedilebilir bir şeydir. Öfke veya korkuyla dolu bir çevrede yaşar veya çalışırken kendimizi hiçbir düzeyde iyi hissedemeyiz.

Tüm yerli kültürleri enerjiyi, mesela öfkeyi göndermek ile ifade etmek arasındaki farkı anlar. Biri öfkesini ifade ettiğinde, öfke hissinin varlığını kabul ediyordur ama bu öfke karşıdakine zarar verebilecek güce veya harekete sahip değildir. Yalnızca görünür düzeyde olanların varlığını kabul ettiğimiz kendi kültürümüzde ise, bu diğer farkındalık düzeyinin varlığını inkar ediyor ve verdiğimiz zararın farkında olmadan, düşüncelerimizi bilinçsizce “zehirli oklar” halinde gönderiyoruz.

“Düşünceleri göndermek” deyimini kullanıyoruz ama nasıl düşünceler gönderiyoruz? Diğerlerine gönderdiğimiz düşünceler sevgi, şefkat, bağışlama ve sevecenlikle mi dolu? Yoksa nefret, öfke ve korkuyla mı?

Duygulara sahip olmanın ve duyguları ifade etmenin insan olmanın bir parçası olduğunu anlamak önemli.Yapılan araştırmalardan biliyoruz ki ifade edilmeyen duygular hastalıklara neden olabilir. İnsanlar olarak, sevgi ve sevinçten korku veya öfkeye kadar çeşitli duygulara sahip olmak ve bunları ifade etmek hakkımız. Duygularımızı ifade etmek kendimizi canlı hissettirir.

Aynı zamanda, ne tip durumlar ve etkileşimlerin bizi tetiklediğine bakmamız da önemli. Tepkiyi durdurmalı ve duygularımız ve düşüncelerimizi ifade ederken aynı zamanda onları gezegen için şifalandırıcı olan pozitif enerjiye dönüştürmeyi öğrenmeliyiz.

Spiritüel öğretiler hep dış dünyanın kendi içsel bilinç durumumuzun bir yansımasını olduğunu öğretegelmiştir. Çevre kirliliğine ve dünyanın bugünkü durumuna baktığımızda kendi iç dünyamızın durumunu görüyoruz. Eğer dünyayı değiştirmek istiyorsak kendimizi değiştirmeye odaklanmamız gerekiyor. Gönderdiğimiz düşünceler konusunda daha bilinçli olmak da buna dahil.

Enerjiyi dönüştürmek için aşağıdaki bazı basit yöntemlerle çalışabilirsiniz:

NEFES ALIN: Nefes almak enerjiyi dönüştürmenin en basit yollarından bir tanesidir. Tepki halindeyken nefesiniz sığlaşır. Derin nefes alarak tepkisel durumunuzu doğal olarak dönüştürebilirsiniz.

NİYET EDİN: Öfkeli/üzgün hissettiğinizde kendinize şunları söyleyin: “Şu anda ne hissettiğimi ifade etmem gerekiyor ve duygularımın enerjisinin sevgi ve ışığa dönüşmesini ve böylelikle dünyayı sevgiyle beslemeyi istiyorum”.

DEĞERLİ BİR GÖRÜNTÜYÜ DÜŞÜNÜN: Duygularınızın enerjisi yaşayan tüm varlıklara ulaşır. Sizde güçlü duygular uyandıran biriyle karşı karşıya kalırsanız sevdiğiniz birşeyi düşünün ve onun görüntüsünü size meydan okuyan kişinin yüzüne yansıtın. Örneğin, bir kedi yavrusu, bir yavru köpek veya en sevdiğiniz çiçek. Sevdiğiniz şeye hangi düşünceleri göndermek istersiniz?

SÖZCÜKLERİN GÜCÜNÜ KULLANIN: Spiritüel gelenekler sözcüklerin titreşim olduğunu ve kullandığımız sözcüklerin yaşamımızı etkilediğini öğretirler. Çocukken çoğumuz “abrakadabra” demişizdir. Bu aslında Aramice “Abrak ad habra”dır ve anlamı da “Konuşurken yaratacağım”. Gün boyunca sevginin enerjisini hatırlatacak sözcükleri kullanın.

ŞÜKREDİN: Neler için şükran duyduğunuzu düşünün. Şükretmek her zaman içinde bulunduğunuz bilinç durumunu dönüştürür.

GÜÇ YANSITIN: Acı çekiyor olarak algıladığınız diğerlerine acımayın, bu onları yalnızca daha beter hale getirir. İnsanları ilahi ışıkları ve mükemmellikleri içinde gördüğünüzde onlara sorunlarıyla başetmek için gereken gücü vererek yardımcı olursunuz.

DOĞAYLA BAĞLANTI KURUN: Su ıstırabınızı yıkar götürür. Yıkanırken negatif enerjinin sizden akarak ışığa dönüştüğünü imgeleyin. Rüzgarda dururken, onun bırakmanız gerekenleri taşıdığını ve ışığa dönüştürdüğünü hayal edin. Bir mum yakın ve ateşin yoğun duygularınızı dönüştürdüğünü hayal edin. Veya sorunlarınızı enerjilerinin sevgiye dönüşmesi niyetiyle toprağa gömün.

KENDİNİZİ IŞIKLA SARMALAYIN: Eğer birinin size enerjetik olarak saldırganca davrandığını hissederseniz, kendinizi çevreleyen koruyucu bir ışık hayal edin. Kimileri beyaz ışıkla çevrelendiğini düşünür. Ben kendimi şeffaf mavi bir yumurtanın içinde hayal ediyorum. Kendinizde işe yarayan bir rengi seçin.

Kaynak: Sandra Ingerman