Şımartılan Çocuklar Ağır Bedeller Ödüyor

Avustralyalı tanınmış çocuk psikoloğu Dr. Michael Carr-Gregg’e göre helikopter ebeveynliğin bir anlamda daha ileri bir versiyonu olan ve çocuklarının önüne çıkan her tür zorluğu ortadan kaldıran “kar küreyici” ebeveyn nesli, çocuklarını öylesine el üstünde tuttu ki artık günümüzde ergenler arasında salgın gibi yayılan bir zihinsel rahatsızlığa neden oldular

Dr. Michael Carr-Gregg, X Kuşağı ebeveynlerinin çocuklarının hayatını çok kolaylaştırdığını, böylece çocukların karşılaştıkları problemleri kendileri çözemez ya da önlerine çıkan engelleri kendileri aşamaz hale geldiklerini söylüyor.

“Bu kuşağın ebeveynleri önlerine çıkan engelleri ortadan kaldırarak, çocuklarının hayatını mümkün olduğunca basit ve kolay bir hale getirmeye çalışıyorlar” diyor Dr. Carr-Gregg.
“Dışarıdan bakıldığında bu hayranlık duyulacak bir şey çünkü hepimiz çocuklarımız için en iyisini istiyoruz ama böyle davranmak onlara dirençli olma konusunda hiçbir şey öğretmediği gibi, evden ayrılıp dünyayla yüzleştiklerinde çok savunmasız olmalarına neden oluyor.”
Bir “kar küreyici” ebeveyn, çocuklarının okula otobüse binerek ya da yürüyerek gitmesini istemek yerine onları okul kapısına kadar bırakıyor.

Çocuklarına en son cihazları ve oyuncakları alıyor, çocukları hiç sürece katmadan çamaşır yıkıyor, evi temizliyor, yemek ya da ütü yapıyorlar, kızlarının ya da oğullarının ev ödevlerini zamanında yapıp teslim etmesini sağlıyorlar.

Dr. Carr-Gregg giderek yaygınlaşan bu ebevyn yaklaşımının, çocuklarına yeterince zaman ayıramadığı düşünen anne babaların suçluluk duymasından kaynaklandığını düşünüyor.
“Bu kısmen de, ailelerin küçülmesinden ve ebeveynlerin çevreden daha az destek almasından kaynaklanıyor” diyor Dr. Carr-Gregg.

“Ebeveynlerin artık çok az zamanı var, kendilerini suçlu hissettikleri için de çocuklarını çok fazla şımartıyorlar.”

Dr. Carr-Gregg’e göre, bunun tek sonucu, şımartılmış ve fazla üstüne düşülmüş bir kuşak değil; gençler kendi problemleriyle başa çıkmaktan aciz oldukları için muazzam bir zihinsel sağlık kriziyle de karşı karşıya kalıyorlar.
Depresyon, kaygı, madde bağımlılığı ve intihar oranlarının oldukça yüksek olduğunu belirtiyor Dr. Carr-Gregg.
“Gençlerin dörtte biri, okuldan mezun olmadan önce ciddi bir psikolojik problem yaşamış olacak, bu da onların çok zayıf bir kuşak olduğunu gösteriyor.”

“Bu aslında çok ironik bir durum çünkü bizler Birinci ve İkinci Dünya Savaşları ile Vietnam Savaşı’nı gördük ama psikolojik bakış açısından bu çocuklar, ebeveynlerinden ya da onların ebeveynlerinden daha az dayanıklılar.”

Dr. Carr-Gregg, ebeveynlerin, çocuklarına zor işler yaptırarak onların daha büyük zihinsel sağlık krizleriyle karşılaşmamalarını sağlayabileceklerini söylüyor.

“Temel kural, ‘çocukların kendilerinin yapabilecekleri işleri onların yerine yapmamak’ olmalı,” diyor.
Yani, çocukları okula giderken otobüse ya da bisiklete bindirmek veya toplu taşımayı nasıl kullanacaklarını öğretmek gerekiyor. Ayrıca çocukların düzenli olarak yaptıkları ev işlerinin olması, teknoloji kullanımlarının sınırlanması ve belli bir yaşa geldiklerinde, paranın değerini anlayabilmeleri için yarı zamanlı bir işe girmeleri gerekiyor.

“Onları böyle el üstünde tutmayı bırakmalıyız artık, bu durum akıl almaz boyutlara ulaştı.”
“Konuştuğum çocukların pek çoğu hayatında yemek yapmamış, hatta kendi yataklarını bile kendileri yapmıyor, odalarını kendileri toplamıyorlar. Çamaşırlarını kendileri yıkamıyor, gömleklerini kendileri ütülemiyorlar.”
“Çocuklar camdan yapılmadılar, çatlamayacaklardır.”

İşte “kar küreyici” ebeveyn olmadan çocuklarınıza ilgi göstermenizin yolları:
• Uykularını tam alsınlar

Uyku en önemli öğrenme ve ders çalışma aracıdır çünkü yeterince uyumayan çocuklar, “huysuz ve memnuniyetsiz olur, iyi öğrenemez.”
• Sağlıklı bir kahvaltı yapsınlar

Araştırmalar, okul çocuklarının yüzde onunun kahvaltı yapmadığını, yüzde on beşinin ise sağlıksız gıdalar yediğini gösteriyor. Bu çocuklara nörolojik olarak bir şey öğretilemez.
• Teknoloji kullanımını yönlendirip sınırlayın

Dr Carr-Gregg, ebeveynlerin çoğunun, çocuklarının internet ve video oyunlarını sınırlamak için kullanabilecekleri araçlardan haberdar olmadığını söylüyor. Ebeveynlerin, çocuklarının ödevleri için araştırma yapmak için internete girmelerine izin verirken dikkatlerini dağıtacak sosyal medya kullanımını engellemek için bu programları kullanmaları gerekiyor.
• Çocuklarınızla konuşun. Birlikte, masada yemek yeyin.
Ebeveynler, çocukları küçükken onlarla birebir sohbet etmeye yeterince vakit ayırmıyorlar. Birlikte sofraya oturmak ise akademik başarının artmasına ve dil gelişimine katkı sağlarken, alkol ve madde bağımlılığına karşı koruma sunacaktır.
Kaynak: Eğitimpedia

Twitter CEO’su Jack Dorsey’in Bir Günü: 5’te buz banyosu, günde tek öğün yemek

Sabah 5’te buz banyosu, işe 8 km yürüyerek gitmek, günde tek öğün yemek…

Bunlar Twitter’ın kurucusu ve CEO’su, milyarder Jack Dorsey’in günlük rutinleri.

Sağlıklı yaşam üzerine program yapan bir podcast kanalına konuk olan Dorsey, sağlıklı kalabilmek ve işine odaklanabilmek için izlediği yöntemleri ve bir gününü anlattı.

Güne çok soğuk suyla dolu banyoya girerek başladığını belirten Dorsey “Hiçbir şey bana, oda sıcaklığından çıkıp buz gibi banyoya girmenin verdiği zihinsel özgüveni veremez. Eğer bu kadar küçük görünen ama can yakan bir şeyi yapmaya iradem varsa, hemen her şeyi yapabileceğimi hissediyorum” diyor.

Dorsey ardından bir saat meditasyon yapıyor. Akşamları da bir saatini meditasyona ayıran 42 yaşındaki milyarder 20 yıldır meditasyon yaptığını söylüyor.

Sabahları kahvaltı etmiyor ve 8 km mesafedeki ofisine yürüyerek gidiyor.

Yürümenin ona düşünme ve podcast dinleme şansı verdiğini söyleyen Dorsey “Yürümekten çok koşuyor gibi görünüyorum. Olabildiğince çok güneş ışığı almaya çalışıyorum ve 9’da çalışmaya başlıyorum” diyor.

Dorsey gün içinde ise hiç yemek yemiyor. İlk ve tek yemeğini akşam 6 ile 9 arası yiyor. Menüde balık, tavuk ya da et ile yanında roka salatası, ıspanak ya da brüksel lahanası var. Ardından tatlı olarak orman meyveleri ve bitter çikolata yiyor, yanında kırmızı şarap içiyor.

Cuma akşamı ise yemek yemiyor ve Pazar akşamına kadar “oruç tutuyor”. Nedeni mi? Çünkü ona göre “Günlerimiz çok yemek odaklı geçiyor”.

Dorsey haftasonu yemek yemeyi ilk bıraktığında garip hissettiğini ama sonra alıştığını anlattı: “İlk yaptığımda, sanırım 3. günüydü, halüsinasyon görüyormuş gibi hissettim. Garip bir histi. Ama sonraki yapışlarımda günlerimizin ne kadar yemek odaklı geçtiğini fark ettim. Ne kadar uzun oruç tutarsam zaman o kadar yavaşlıyor”.

Dorsey’e göre oruç tutmak ve meditasyon, onun yönettiği Twitter ve Square şirketlerine daha iyi odaklanabilmesini sağlıyor.

Twitter’ın CEO’sunun bir başka “rahatlama” yöntemi de 15 dakika yaklaşık 104 dereceye ayarlı saunada kalıp, ardından 3 dakika 2 derece suyla dolu banyoya girmek.

Dorsey’in çalışma masasında kızılötesi bir lamba da bulunuyor. Kızılötesi ışınların stresi ve acıyı azalttığı, kişiyi daha iyi hissettirdiği iddia ediliyor.

Times gazetesi, Silikon Vadisi’ndeki birçok girişimcinin teknolojiden uzak kalmak ve sağlığını korumak için farklı yöntemler izlediğini ama Dorsey’in bunu bir adım öteye taşımış olduğu yorumunu yapıyor. BBC

Bir Orta Sınıf Mücadelesi: Kariyer

Sistemin sürekliliği için, hayatın kendisi gibi dayatılsa da, kariyer, bir orta sınıf mücadelesidir. Her sabah yan masada çalışmaya başlayan iş arkadaşlarımız ile aşağı yukarı aynı mahallenin çocuklarıyızdır. Benzer kaygılarla büyümüş, benzer mücadelenin içinde kendimizi bulmuşuzdur.

Her nasıl ilkokulda, sıra arkadaşlarımız ile aynı sınıfta yer almamızın tek nedeni, aynı yıl doğmuş olmamız ise, şimdilerde benzer masaları paylaştığımız iş arkadaşlarımız ile bir arada çalışıyor olmamızın en önemli nedeni, hayat mücadelesine benzer sınıfta (orta sınıf) başlamış olmamızdır.

Her ne kadar, kendi sınıfını (işçi) reddeden beyaz yakalı, okuduğu ‘karlı büyüme stratejileri’ adlı makalede, personel maliyetlerinin nasıl kısılabileceğini anlatan paragrafın altını hırsla çizse de, kariyerin bir orta sınıf mücadelesi olduğu gerçeğini değiştiremez.

Kariyer mücadelesi, orta sınıfa özgü bir kapalılıkla, örtük biçimde, herkes mutluymuşcasına yaşanır. Bu mücadelede kavrulan birey, herkesin benzer bir kariyer sürecinden geçtiğini düşünerek, hayatın ona getirdiği bu zorlukları doğal sanabilir. Bu geçici içsel rahatlamalar gerçekte bir yanılsamadır. Çünkü varlık içinde büyüyen çocukların, öyleymiş gibi gözükse de, esasen kariyer diye bir mevhumu yoktur. Onlar, hiçbir zaman yan masada çalışıyor olmayacaklardır.

Büyüyen küçük kapitalist, işleri devralır ve kariyer mücadelesi veren çalışanları, tatlı bir memnuniyetle izlemeyi babalarından öğrenir. Becerikli olanlar, kişisel kazanım peşinde koşan beyaz yakalı işçilerini, ufak dokunuşlarla oyunda tutar; bir üst pozisyonun varlığı çarkın dönmesi için yeterlidir.

Mesela, bir şirketin, hırs küpü, sınıfına özgü kariyer mücadelesi içinde yer alan bir çalışanını düşünelim. Bulduğu her fırsatta, liderlik, motivasyon, insandan nasıl marka olur (çağımızın, insan zekasını hiçe sayan en saçma önermelerinden!) vs paylaşımlarda bulunma eğilimi yüksektir. Kariyer konularını dile dolamıştır; dergilerini okur, liderlik tavsiyeleri alır. Oysa sermaye sahibi birinin ilgi alanında bu konular gerçek anlamda hiçbir zaman yer almaz. Örneğin ünlü iş insanlarının sosyal medya hesabına bir ara bakın. Onlar hayatı keşfetmekle, fotoğraf çekmekle, sergi açmakla kısacası dünyanın güzelliklerini yaşamakla meşguldür. Ortalıkta hiç gözükmeyen, oralı bile olmayan binlerce iş sahibi, zengin insan vardır. Kariyer yönetimi v.s konularına hafif gülerek yaklaştıklarını hissedebilirsiniz.

Onlar kadar zengin olmanın hayali ile yanıp tutuşan, rekabet sever çalışanlar ise, türlü oyunlarla kariyerinde yol olmaya çalışır. En fazla yapabildiği, kişisel gelişimcilerin beylik yüzeysel cümlelerini, birlikte çalıştıkları ekiplerine, motive kalabilmeleri için paylaşmaktır.
Kariyer, mütevazi ailelerde büyüyüp, ayakları üstünde durması gereken insanların, fırsat odaklı yaşamak zorunda oldukları fonksİyonel sürecini işaret eder. Hayatın kendisi değil, sadece bir sürecidir.

İş hayatında sağlıklı düşüncelerle ilerleyen birey, fonksiyonel sürecini tamamladığında (ayakta kalma, bir iş bulma, para kazanma, birikim yapma) ofisinde excell raporlarının içinde kaybolmuşken, yavaş yavaş ‘gerçekte beni mutlu eden şeyler nedir? gibi derinlikli sorular sormaya başlar. Onu sevgiye götürecek uğraşılar ile hayatını zenginleştirir.

Hayatın güzelliklerini ıskalamamak adına, bizi rekabete, bir adım öndeki masada yer kapmaya ittirip duran, böylece mutlu olacağımızı inandırarak, aynı hırsla oyunda tutan bu sistem üzerine düşünelim; en azından iş hayatı ile hayatın kendisini yaşamak arasında bir denge kuralım.
Kariyer meselesinin orta sınıfa özgü olduğunu düşünerek derin bir nefes alalım. Birlikte çalıştığımız, benzer zorluklarla büyüdüğümüz iş arkadaşlarımıza çok daha iyi davranalım.

Ne diyor Cemal Süreya; ‘Hayat kısa, kuşlar uçuyor.’

Fırat Devecioğlu

www.firatdevecioglu.com
https://www.facebook.com/firatdvcgl/

Önyargıların Önemini Anlatan Mükemmel Bir Hikaye

Eşinin ölümünden sonra, köydeki evinde tek başına yaşamak zorunda kalan hamile bir kadın vardı. Kadın, gündüzleri tarlada çalışır; akşam olunca da, evinin yolunu tutardı. Bir gün, eve dönerken, yol kenarında bulduğu yaralı bir gelinciği acıyarak kucağına aldı ve eve götürdü. Evcil bir hayvan olmayan gelincik, zamanla uysallaştı.

Eve ve kadına o kadar çok alışmıştı ki, kadının yanından bir an bile ayrılmaz olmuştu. Birkaç ay sonra, kadının çocuğu doğdu. Eve, neşe ve mutluluk getiren bu küçük yavrucağı gelincik de çok sevmiş, artık, ailesi olarak gördüğü bu anne ile yavrucağa gönülden bağlanmıştı.

Kadın, tek başına tüm zorluklara göğüs germek ve yavrusuna bakmak zorunda olduğunu biliyordu. Tüm zorluklara rağmen, günler geçti. Eve yiyecek alabilmek için çalışmak zorunda kalan kadın, bir gün yavrusunu gelincikle evde yalnız bırakarak, çalışmak üzere tarlaya gitti.

Yorucu bir günün ardından, akşam eve dönen kadın, gelinciği ağzı kanlı bir halde yerde yatarken bulunca, beyninden vurulmuşa döndü. Çıldırmışçasına, yerde yatan gelinciğe sarılıp, oracıkta hayvanı öldürdü. Tam o sırada, bebeğin odasından bir ağlama sesi gelince, anne, doğruca odaya yöneldi ve heyecanla odaya girdi. Odada, beşiği, beşiğin içinde gülücükler dağıtan bebeğini ve bebeğin yanında duran parçalanmış yılanı gördü….

Einstein’in söylediği varsayılan bir sözü vardır: “İnsanlardaki önyargıyı parçalamak, benim, atomu parçalamamdan çok daha zor…

Pilates Egzersizi Orgazmı Tetikliyor

Orgazmik doğumdan sonra (orgasmic birth) bilim dünyası orgazmın yeni bir şeklinden daha bahseder oldu: Egzersizle tetiklenen orgazm ya da İngilizce adıyla coreorgasm.

İsmini core yani karın kaslarıdan almış çünkü çoğu kişi karın egzersizi yaparken, bu deneyimi yaşamakta. Erkek ve kadınların yüzde 10’u coreorgasmı deneyimlemekte ancak şiddeti her zamankinden daha az ama yine de mutluluk verici. Bisiklet, yoga, koşma, tırmanma, ağırlık kaldırma ve alt karın kaslarının kullanıldığı egzersiz biçimlerinde (pilates gibi) deneyimleniyor.https://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-3744053723695951&output=html&h=280&adk=1189988507&adf=3042384455&pi=t.aa~a.2940272091~i.5~rp.4&w=662&fwrn=4&fwrnh=100&lmt=1632164656&num_ads=1&rafmt=1&armr=3&sem=mc&pwprc=8580864054&psa=1&ad_type=text_image&format=662×280&url=http%3A%2F%2Fwww.thegeyik.com%2Fpilates-egzersizi-orgazmi-tetikliyor%2F&flash=0&fwr=0&pra=3&rh=166&rw=662&rpe=1&resp_fmts=3&wgl=1&fa=27&dt=1632164229387&bpp=3&bdt=1114&idt=3&shv=r20210915&mjsv=m202109170101&ptt=9&saldr=aa&abxe=1&cookie=ID%3D4ebf966f081c8a75-225a4ee13dc90015%3AT%3D1630944033%3ART%3D1632157054%3AS%3DALNI_MblyrBpTquw2RD3GszxxitOGysLlQ&prev_fmts=1200×280%2C0x0%2C1182x280&nras=3&correlator=681670101198&frm=20&pv=1&ga_vid=2139441765.1630679469&ga_sid=1632164229&ga_hid=808879154&ga_fc=0&u_tz=180&u_his=1&u_java=0&u_h=800&u_w=1280&u_ah=705&u_aw=1280&u_cd=24&u_nplug=3&u_nmime=4&adx=302&ady=1279&biw=1265&bih=594&scr_x=0&scr_y=0&eid=44747620%2C31062524&oid=3&pvsid=3535488213322131&pem=788&ref=http%3A%2F%2Fwww.thegeyik.com%2Fpage%2F10%2F%3Fs%3Dmutluluk&eae=0&fc=384&brdim=0%2C0%2C0%2C0%2C1280%2C25%2C0%2C0%2C1280%2C594&vis=1&rsz=%7C%7Cs%7C&abl=NS&alvm=r20210916&fu=128&bc=23&ifi=5&uci=a!5&btvi=1&fsb=1&xpc=duizxa93mM&p=http%3A//www.thegeyik.com&dtd=M

Bedeni tanımak önemlidir. Özellikle kadınlar gençken cinselliği tam keşfedemez, otuzlu yaşlarından sonra bedenlerini keşfetme yolculukları, orgazmı keşfetmeye dönüşür. Bedenimizi tanımanın en güzel yollarından biri egzersizdir, danstır, cinselliktir. Menapoz sonrası bile kadınlarda egzersizin cinsel fonksiyonları geliştirdiği belirlendi.

Toplumumuzda cinselliğin tabu olması, gençlerimizi cinselliği yanlış kaynaklara itmeye neden olmakta çoğu zaman. Çocuklukta ailelerde cinsel eğitim yok sayılmakta, çocuklar ergen olduklarında doğru bilgi kaynaklarına ulaşamamakta. Çünkü yok. Devlet üniversitesinde akademisyenlik yaptığım yıllarda öğrencilerimize cinsel sağlık/üreme sağlığı dersleri verirdik, onlar şanslı azınlıktı. Şu an bu dersi veren çok nadir üniversite kaldı. O yıllarda gençler için üreme sağlığı merkezleri vardı, sayılı olsa da, ama maalesef tek tek kapandılar. San Diego’da evlilik ve aile terapisti Dr. Karen Gless (Ph.D), insanlar arasında özellikle erkeklerin cinselliği porno izleyerek öğrendiğini belirtiyor ve bunu bir problem olarak niteliyor. Bilgi kaynağının olmaması yanında, cinsel iletişim eksikliğimiz gibi sorunlara hiç girmiyorum bile bu yazıda.

Gelelim bu coreorgasm meselesine. Bloomington Indiana Universitesi’nde Cinsel Sağlığı Geliştirme departmanında görevli Dr. Debby Herbenick (Ph.D), 2015 yılında “The Coregasm Workout: The Revolutionary Method for Better Sex Through Exercise” isimli bir kitap çıkardı. Bu kitap 2011 yılında Dennis Fortenberry ile yayınladığı araştırmasının bir ürünü idi. 536 kadın üzerinde yaptığı bu çalışmada internette doldurulan anket verilerine göre; kadınların en çok karın egzersizi yaparken, tırmanış ve ağırlık kaldırma çalışması yaparken egzersizin orgazmı tetiklediğini buldu. Bazı kadınlar ise orgazm olmasa bile, spining/bisiklet karın egzersizi ve ağırlık kaldırma ile cinsel isteklerinin arttığını belirtti.

Cinsel yaşamı güzelleştirmek için coreorgasm nasıl kullanılabilir?

Bedenini egzersiz sırasında dinleyerek. Hangi egzersiz cinsel uyarılmayı arttırıyor, gözleyerek. Sonrasında bu bilgi cinsel ilişki sıklığını arttırmak için ya da cinsel aktivitede bir öncü olarak kullanılabilir.

Kısacası yaşamın hareket etmek üzerine temellendiği gerçeğinden yola çıkarak, bu egzersizin cinsel yaşama da olumlu katkı yaptığını araştırmalar kanıtladı. Özellikle pilatesin merkezleme prensibi; bir hareketin core kaslarından başlayan enerji ile bedendeki diğer bölgelere yayılması prensibi sayesinde bolca karın kasları çalıştırılır. Core bölgesi Jopseph Pilates’in tarifine göre göğüs kafesinin altından karın bölgesini bir korse gibi çepeçevre saran, çatı kemiğinin içinde olduğu, ağırlık merkezini çevreleyen derin ve yüzeyel kaslar dahil olmak üzere pelvik taban kaslarının da yer aldığı bölgedir.https://googleads.g.doubleclick.net/pagead/ads?client=ca-pub-3744053723695951&output=html&h=280&adk=1189988507&adf=2485691871&pi=t.aa~a.2940272091~i.19~rp.4&w=662&fwrn=4&fwrnh=100&lmt=1632164658&num_ads=1&rafmt=1&armr=3&sem=mc&pwprc=8580864054&psa=1&ad_type=text_image&format=662×280&url=http%3A%2F%2Fwww.thegeyik.com%2Fpilates-egzersizi-orgazmi-tetikliyor%2F&flash=0&fwr=0&pra=3&rh=166&rw=662&rpe=1&resp_fmts=3&wgl=1&fa=27&adsid=ChEI8OKgigYQ-b6Wr8eou42kARI7ABRlNnwTOhjBy0vRlCUzv9kt0XkVZIJ7cBE15xjEoqE1YKijBdWRYMTb2fS7YI_Gz8j4xwjZ4t4FVLs&dt=1632164229395&bpp=2&bdt=1121&idt=2&shv=r20210915&mjsv=m202109170101&ptt=9&saldr=aa&abxe=1&cookie=ID%3D4ebf966f081c8a75-225a4ee13dc90015%3AT%3D1630944033%3ART%3D1632157054%3AS%3DALNI_MblyrBpTquw2RD3GszxxitOGysLlQ&prev_fmts=1200×280%2C0x0%2C1182x280%2C662x280&nras=4&correlator=681670101198&frm=20&pv=1&ga_vid=2139441765.1630679469&ga_sid=1632164229&ga_hid=808879154&ga_fc=0&u_tz=180&u_his=1&u_java=0&u_h=800&u_w=1280&u_ah=705&u_aw=1280&u_cd=24&u_nplug=3&u_nmime=4&adx=302&ady=2927&biw=1265&bih=594&scr_x=0&scr_y=571&eid=44747620%2C31062524&oid=3&pvsid=3535488213322131&pem=788&ref=http%3A%2F%2Fwww.thegeyik.com%2Fpage%2F10%2F%3Fs%3Dmutluluk&eae=0&fc=384&brdim=0%2C25%2C0%2C25%2C1280%2C25%2C1280%2C705%2C1280%2C594&vis=1&rsz=%7C%7Cs%7C&abl=NS&alvm=r20210916&fu=128&bc=23&jar=2021-09-20-18&ifi=6&uci=a!6&btvi=2&fsb=1&xpc=x5R1O587EG&p=http%3A//www.thegeyik.com&dtd=M

Pilatesin tüm hareketlerinde, biz eğitmenler olarak özellikle “karın sıkı, kalça sıkı, çişini tut” komutunu sıklıkla bu yüzden kullanırız. Pelvik taban kaslarını çalıştırmak özellikle doğumdan sonra vaginal kasların hızlıca toparlanması sağlar, üstelik idrar kaçıran ve öncesinde cinsel problemi olan kadınlarda evde yaptıkları pelvik taban egzersizinin cinsel fonksiyonlarında iyileşme sağladığı gösterilmiştir. Her yaştaki kadınlara önerilir, idrar kaçırmayı önlediği araştırmalarda belirlenmiştir, cinsel yaşamı da güzelleştirir. Pelvik taban egzersizlerini, pilates yaptığınız müddetçe zaten doğal olarak yaparsınız.

Hazırlayan: Doç. Dr. Güliz Onat

Kaynaklar:

1- Debby Herbenick & J. Dennis Fortenberry (2011). Exercise-induced orgasm and pleasure among women.

2- Nazarpour S, Simbar M, Ramezani Tehrani F, Alavi Majd H (2016). Sexual Function and Exercise in Postmenopausal Women Residing in Chalous and Nowshahr, Northern Iran. Iran Red Crescent Med J. 20;18(5):e30120.

3- Sacomori C, Cardoso FL(2015). Predictors of improvement in sexual function of women with urinary incontinence after treatment with pelvic floor exercises: a secondary analysis. J Sex Med. 12(3):746-55.

Eşyalar Yerine Deneyimlere Para Harcayanlar Daha Mutlu

Paranın mutluluğu satın alıp alamayacağı konusunda fazla Pollyannacı olmadan bazı durumlarda paranın mutluluğu satın alabileceğini düşünenlerdeniz. Peki para ile mutluluğu nasıl ölçebiliriz? Dünyaca ünlü giyim mağazalarından aldığınız kıyafetler de sizi mutlu edebiliyor, yediğiniz çikolatalar da, son teknoloji cep telefonunuz ve arabanız da öyle. Yani sizi bir derece mutlu yaptıkları doğru. Fakat biraz daha derin düşünelim yaşlandığınızda hatta daha da acımasız olayım hayatınızın son demlerindeyken sevgilinizle çıktığınız güzel tatil yerine herkes iPhone 5 kullanırken ben iPhone 6 kullanıyordum diye hatırlamanın size katacağı hiçbir şey yok.

foto: Samantha Hearn

Araştırmalara göre bir eşyayı aldığınız anda, o eşya sizin görünüzde değer kaybediyor. Mesela o çok sevdiğiniz telefonunuz alana kadar sizin için dünyanın en önemli nesnesi gibi dursa da alınca, pufff o büyü gidiyor. Laptop almak için fiyat araştırırken televizyonda, internette her yerde gözünüze o reklamlar çıkar değil mi? Aslında hep çıkan reklamlar sizin algıda seçiciliğinizin çeşitli oyunları ile o ara daha yoğun görünür, sonra o ürünü aldıktan sonra o reklamlar da azalır. Bu tam bir kısır döngü.
foto:Samantha Hearn

HAYAT DENEYİMLER ÜZERİNE KURULU BİR DÜZENDİR, EŞYALAR ÜZERİNE DEĞİL!

San Francisco Devlet Üniversitesi‘nde yapılan araştırmaya göre insanlar satın aldıkları eşyalarda sadece bir sürelik mutluluğa erişiyor fakat deneyimler hayat boyu insanlar üzerinde etkiler bırakıyor. Katılımcıların çoğu deneyimler üzerine yaptıkları yatırımlardan sonra kendilerini daha da mutlu hissettiklerini ve bu deneyimlerin kendileriyle anı olarak geleceğinden dolayı daha da mutlu olduklarını belirttiler.

Şu an sandalyesi üzerinde bunu okumak yerine deniz manzaralı bir hamakta sallanmak isteyenler, Paris’te olmak isteyenler veya sakin bir şekilde doğa harikası köylerde çayını içiyor olmak isteyenler bu yazının ana temasını anladı bile.

Düşünsenize her gün evden işe giderken ağız dolusu küfürler edeceğimiz trafiğin olduğu bir şehirde yaşamak için 36-50 ay maaşın yarısını bir eve veriyoruz. Oysa biz ağaç değiliz, bir yere bağlı kalmak zorunda değiliz. Haydi kariyerdi, işti derken şehirden kopamadınız ama o bir hafta tatilinizde bambaşka bir yere uçup bambaşka hayaller gerçekleştirmek varken neden ne işe yaradığını bile bilmediğiniz değerli taşlara para harcayasınız ki? Altın doğada az bulunuyor diye sizin için neden sahilde kitap okumaktan değerli olsun ki?
Güzel giyinmeyi bildikten sonra o moda evinin son kıyafeti sizde olmasa çok mu mutsuz olursunuz? Sanmıyorum.

Özellikle 1980-2000 arasında doğan nesli tam bir tüketim canavarı yaptılar ne yazık ki! Cem Yılmaz’ın da dediği gibi bir yerden sonra elimizdeki telefona küfredip diğerini almak için birbirimizle yarışıyoruz. Sırada bekliyoruz saatlerce. Peki hepimiz böyle miyiz hayır! Çok şükür ki hayır!

Çok güzel insanlar var, Pazar sabahı sahilde kulağında müzik sesleri ile koşan, köpeğini gezdirmeye çıkan, cebine beş kuruş para geçti mi daha önce görmediği bir yere gitmek için can atan, parasıyla mama alıp hayvanları sevindiren, değiş tokuş pazarlarına giden, bu yaz Fethiye’de yüzmeliyim diye düşünen veya Olimpos’ta sahilde bir şarkı söylemeyi dünyanın en pahalı elbisesine tercih eden güzel insanlar var. O insanlar mutlu insanlar!

A newborn boy yawns in his mother's arms, portrait.

Doğum Sonrası İlk Kez İşe Gidecek Olan Anneye Mektup

Sevgili, doğumdan sonra ilk kez işe gitmek zorunda olan anne;

Nasılsın cancağızım? Çok mu gergin, stresli, tedirgin, kaygılı, mutsuz, ağlamak üzere, yeni ağlamış, içi daralmış… hissediyorsun kendini? Doğru kelimeyi sen seç…


-Pvproductions – Freepik

Biliyor musun, biz çalışan annelerin hepsi senin geçtiğin yollardan geçtik. Canımız çocuklarımızla olmak, sarılıp yatmak, oynamak, gülmek istediği halde kalkıp işe gittik senin gibi. Ofiste aklımıza geldiklerinde burnumuzun direği sızladı. Ama alıştık:) alışır gibi yaptık. Mecburduk. Ve kendimizi hala şunlarla teselli ediyoruz.

Bu bir tercih değil, zorunluluk çoğumuz için. Keyfimizden bırakıp gitmiyoruz çocuklarımızı.

Çalışmalıyız çünkü çocuklarımızın iyi bir hayat sürmeleri için, çalışmamız gerekiyor.

Çalışmalıyız çünkü senelerce okuduk ve ailelerimiz bizim okumamız, kendi ayaklarımızın üstünde durmamız, vatana millete hayırlı olmamız için kendilerini parçaladılar.

Çalışmalıyız çünkü genciz, enerjimizin en verimli yıllarındayız, doğru kanalize etmeliyiz.

Çalışmalıyız çünkü hayatımızı çocuklara adayıp, işten, sosyal hayattan, yeteneklerimizden, yapabildiklerimizden elimizi eteğimizi çekersek, onlar okula başladıktan sonra ortada kalacağız.

Çalışıyoruz diye çocuklarımızla vakit geçirmiyor değiliz. Çok özlüyoruz ve eve geldiğimizde birlikte gerçekten nitelikli zaman geçirebiliyoruz.

Sana gelip “ay nasıl bırakıyorsun, ben çocuğumdan asla ayrılamam, ben hayatta çalışmam, çok özlerim, çok yazık yaaa, uzmanlar da üç yıl çocuğunuzdan ayrılmayın diyor, cık cık cık” diye fikir beyan eden insanlar olacaktır. Takılma. Her insan kendi şartlarına göre yaşar, herkesin bütçesi, hedefleri, geliri gideri, hayalleri, yaşam tarzı birbirinden farklı.

Keşke hepimizin evden yapabileceği bir işi olsa, keşke hepimiz çok zengin olsak, çocuklarımızı işe götürebilsek, toplantılara çocukla gittiğimizde kimse şaşırmasa falan… Ama hayal… Hayaller gerçek olana kadar, işe gidiyoruz. Marş marş 🙂

Sevgiler;
Tüm gün arada çocukların fotoğrafına bakıp bakıp gülümseyerek çalışmaya devam edecek olan bir dost 🙂
Oyuncu Anne